OĞLUM KUZEY’E MEKTUP..

      Ölümlü dünya yaşadığımız. Egomuzun sonsuz açlığını doyurabilmek için çok zaman ölümü unutup yalanın peşinde tüketiyoruz hayatı ve birlikte tükeniyoruz elbette.

Bir oğlum var, adı Kuzey. Henüz hayatı kavrayacak yaşta değil, şimdiye kadar kurabildiği tek anlamlı cümle “radon go go go” oldu, yani “Trabzon gool gool gool”, ben öğretmedim, bir bordo-mavi maç izlerken tribünlerden yükselen sese kulak vermiş olmalı. 6 aydır başka bir cümle de kurmadı, ama öyle bir cümleyle mesajı verdi ki, içim ziyadesiyle rahat.

İşte Kuzey’in babası, Erkan Ocaklı’nın cenaze törenine katıldı önceki gün. Gazete ve TV muhabiri olarak onlarca “büyük” adamın cenazesini izlemiştim ve Altunizade İlahiyat Fakültesi Camii’nin bu kadar kalabalıkla buluştuğuna ilk kez tanık olmuştum. 20 metrelik yolu 45 dakikada alabilmiş olmanın ve cenaze namazına en ön safta katılabilmiş olmanın hazzı acıyı azaltmaya yetebiliyormuş. Bu da bir egoizm itirafı olarak algılanabilir. Ama daha fazlasını yapacağım..

Cami avlusunu, bahçesini ve caddeleri dolduran binlerce “gecikmiş vefa” bir yana, başta ailem yakın dostlarım ve elbette en çok da oğlum Kuzey şunu bilmeli;

Sedat Tunalı’nın üstad Erkan Ocaklı ile sağlığında “hiç” denebilecek kadar az ilişkisi oldu. Ama gönlünde hep özel bir yeri vardı Ocaklı’nın. Naivdi. Bir yanıyla isyankar öte yanıyla ölçüsüzce fedakar ve paylaşımcıydı. Maçka’dan çıkıp yola, bir gemi güvertesinde elinde saz, bir düşü gerçek kılmak için vurmuştu denize kendini, İstanbul’a gidilecek ve büyük sanatçı olunacaktı!

Neresinden bakılsa romantik bir savaştı Ocaklı’nın verdiği, bir tür son mohikan hali aslında. Ve hepimiz biliyoruz ki Ocaklı asla istediği noktaya gelemedi. Hep, Karadeniz’in karikatürize edilen “Temel” tipolojisinin müzik piyasasına yansımış figürü olarak algılandı. Oysa öyle güzel bestelere imza koydu ki, müzisyen diye toplumun gözüne sokulan popüler kültür ifrazatlarının hayallerinden de öte işlerdi bunlar.

“Yumurta kabuğuyla raki içerum raki”nın ne anlama geldiğini, o onurlu, yoksul ve naiv Karadeniz gençliğinden başka kimse algılayamadı, algılayamazdı zaten. Başka bir zamandan kopup gelmiş gibi bugün yokluklarını dehşetle hissettiğimiz bir kuşağın türküleriydi onlar.

Altunizade’yi tarihi bir kalabalıkla buluşturan Erkan Ocaklı’ya karşı son görevimi de yerine getirmek için oradaydım. Herkes şunu bilmeli, ölümlü dünya, en çok da oğlum Kuzey bilmeli, söz uçar yazı kalır malum;

Kuzey; senin baban Erkan Ocaklı yaşarken O’na değer vermeyi akıl etti oğlum.

“Erkan Ocaklı’ya Saygı Gecesi”nin fikir babası, takipçisi, babandır oğlum. Bundan ne Erkan babanın haberi vardır ne de o mahşeri kalabalığı oluşturan vefalı kardeşlerimizin. Tekin Küçükali’nin unutulmaz desteği; Volkan Konak, Trabzon Fikir Kulübü ve Kuzeyyıldızı Trabzonsporlular Derneği’nin alkışlanacak katkıları elbette fazlasıyla değerlidir. Baban bunu neden yazıyor diyenlere şunu söylersin o tatlı dilin dönmeye başlayınca; “babam insanlara yaşarken değer verilmesi için bir “milat” olması dileğiyle 2 Aralık 2007’de Karadeniz semalarına bir işaret fişeği fırlattı. Sonra yıldıza döndü o fişek, ışığı sonsuza dek yanacak ve gökyüzüne her baktığımızda Erkan Ocaklı’yı göreceğiz”

*****************************

HAFTANIN “PARONAMASI”

Yıllar önce sanırım Leman dergisinde okuduğum absürd bir karikatür düştü aklıma önce, şöyleydi;

İki genç adam yolda yürürken bir tabela görürler: Madikür Penikür yapılır! Bizim iki kahramanımız alaylı sözlerle bu kuaföre girerler ve ikinci karede kahramanlarımızın saçı başı dağılmış, ayaklarından çoraplar fırlamış vaziyette feryat ederken görürüz: “Naaptınız bize, bu nasıl manikür pedikürdür böyle, sizi şikayet edeceğiiiz.”. Aynı karede işyeri sahibinin konuşma balonu da vardır: “Ne manikürü pedikürü kardeşim, burası madikür penikür salonu, okumanız yok mu sizin!” Dumur halleri.

İşte Türk futbolu dediğimiz orta oyunu da bu karikatürden farksız, bir tür “madikür penikür kakafonisi”. Bu tarihi bilgi ışığında şimdi haftanın paronamasına geçebiliriz.

Gençler-Trabzon: Gençlerbirliği oyuna sondan 3 öncekinin bir sonraki hocasının da etkisiyle oldukça istekli başladı. Rakibinin yönetim tarafından sürekli didiklenen hocasını baskı altına alan Ankaralılar ne yaptılarsa teknik direktör değişimine neden olamadılar ve 3 puanı lidere verdiler. Yazıyı yayına verdiğimiz saatlerde ajanslara ulaşan herhangi bir antrenör değişimi olmadı. Zaten hem İlhan Cavcav hem de Sadri Şener istikrardan yana olan tavırlarıyla biliniyor.

Fener-Ankara: Aragones’in ne yaptığını anlayan az ileri çıksın. İhtiyar İspanyol, çizmeyi aştığını ve 11 hafta olduğu halde hala görevde kalmasının yaratacağı sıkıntıları görmüyor olabilir, ama Fenerbahçe’ye her gün 3 ayrı cins teknik direktör bulan menajerler de insan! Dahili sırtlanları saymıyorum bile.

Ankaraspor ilk iki haftadaki performansıyla antrenörler derneğinin gözdesi olmayı başarmış ve her tür övgüyü hak etmişti. Fakat ne olduysa ondan sonra oldu bir türlü yenilmediler, neyse ki Saraçoğlu’nda işleri “görüldü” de az da olsa bir umut doğdu. Haftaya bir mağlubiyet daha aldılarmıydı, al sana yeni bir iş kapısı daha..

Sivas-Konya: Konya yine idare ediyor da, şu Sivas’a bir ihtar çekmeniz zamanı geldi. Adama sorarlar; sen nasıl bir Türk takımısın ki aynı adamla 2 yılı bitirmeyi göze alıyorsun. Uzayda mı yaşıyor bunlar? Bu Sivas’tan ekmek çıkmaz, ama Konya hiç iyi gitmiyor, tost çift kaşarlı olursa güzeldir hem de acı söyler! Artık kan mı değiştirilir yoksa teknik direktör değişikliğinin olumlu etkisi yönetime anlatılır mı orasını bilemeyiz. Bizim görevimiz objektif yorumculuk!

Hacettepe-Gaziantep: Valla Hacettepe’yi kandırdığımıza iyi mi ettik kötü mü anlamadık. Osman hoca gibi bir tevazu ve iş tutkunu adamı bırakıp, Arıca’ya takım teslim etmek ağır sonuçlar doğurabilir! Zira zulmede zulmede zulmetmeye elde ahali kalmayacak bu gidişle! Hakem iyi bir idare gösterdi.

Gaziantep keyif vermeye devam etti. Biraz daha keyif verirlerse biz de keyifleneceğiz. Hiç nasiplenemedik Antep’ten. Ama burnumuza güzel kokular gelmeye başladı valla.

Kocaeli-Denizli: Tipik bir beraberlik maçıydı. Zira iki takım da lige daha 2. teknik adamlarıyla devam ediyorlardı ve doğal olarak skorda denge vardı. Birinin hocası ötekinin ceza alması üzerine, bu taraftakine çok pis kazık atmaya meyilli görünüyordu. Kocaeli’nin teknik direktörü, yok pardon Denizli’nin kalecisi milli takıma seçilince morali, de artmıştı aslında. Ama ev sahibinin 2. teknik direktörünün 3. kıdemli yardımcısı maçı çok iyi okuyunca denge bozuldu. Otoriteler, horozların lig bitene kadar 7-8 ayrı hocayla çalışabileceğini, bunun da kaba hesapla ekonomiye 1 trilyona yakın katkı olacağını iddia etti. Endüstriyel futbol gerçeğini bilmeyenler bu yazıyı boşuna okudu!

Galatasaray-Belediye-i İstanbul: İstanbul takımının antrenörünün nasıl olup da takımın başında kalabildiğine herkes acayip şaşırmış durumda. Lizbon’a yakın kaynaklar, Benfica-Galatasaray maçı öncesi bir grup İrlandalı ile yemek yiyen Portekiz takımının hocasının “anlaşıldı, oldu bilin” anlamındaki baş sallamasının, bugünü hazırlayan en büyük etken olduğu konusunda hemfikir. Neyin olduğunu anlamadıysanız da, aldığınız eğitime yazık! Belediye’nin hocası gitmez, boşa avuç ovuşturmayın, Topbaş gider o kalır!

Eskişehir-Ankaragücü: Futbol hakikaten enteresan bir oyun. Ve ona bu özelliği sağlayan en büyük etkenlerden biri de hangi antrenörün ne zaman gideceğinin asla belli olmaması.

Misal Rıza Çalımbay maç öncesi çok sağlam dururken, Ünal Karaman için çanlar gümbür gümbür çalıyordu. Zira takımının başına geleli 10 koca gün olmasına rağmen daha bir kupa bile alamamıştı. Ama ne oldu, Karaman’ın koyunu fena bir çalımla rakibini alta aldı ve bastırdı! Gerisi çakallara kaldı artık, bir mağlubiyete daha bakar, ahanda şuraya yazıyorum. Pozisyonun ofsaytla uzaktan yakında alakası yok Nebati!

Hasılı, bu hafta pek parlak paronama olmadı. 5-6 takım çekişmeye devam etti. Bakalım ne olacak?

TRABZON-SİVAS MAÇININ HAKEMİ KİM?

Cem Papila hakemliği bıraktı, Metin Tokat bıraktı, İsmet Arzuman bıraktı.. İkbal gemileirnin yelkenlerini iktidar edenlerin rüzgarlarıyla dolduran yeni isimler de var elbet.

Yunus Yıldırım diye bir hakemimiz var mesela. Ankaraspor’u “yedi” Saraçoğlu’nda. Ne Gökçek’in feryatları ne de kötü niyeti açık eden hakemlik performansına rağmen yüksek not alacağına kuşkunuz olmasın. Zira, patronu da Ege’den gözlemcisi de. Erol Ersoy hemşehrisine kötülük edecek değil ya! Hem Ankaraspor da kim oluyor yahu, hadlerini bilmeleri lazım. Sahadaki rakipleri bildiremezse, masadakiler ne güne duruyor! Masa, böyle günler için lazımdır!

Şİmdi haftanın maçı Trabzon-Sivas mücadelesi olacak malum. Anadolu’nun “çimentosu” bu iki şehir arasında geçen yıl yaşananları kaşımanın anlamı yok. Birkaç sorumsuz ve kavrayış budalası yönetici-antrenörün, bir akıl sağlığı bozuk taraftarın ve hepsinden önemlisi top bulsa bomba diye karakola götürecek kadar futbolun uzağında bir hakemin sebebi olduğu bir karmaşaydı yaşanan ve geçmişte kaldı.

Bana göre maçı “haftanın buluşmasına” dönüştürecek olan, ev sahibinin lider misafirin de taş gibi takım oluşudur. Elbette geçmişin izleri psikolojik olarak etki edecektir oyuna, ama işte bu “etki”yi, Fırat Aydınus gibi futbolcu psikolojkisinden de anlayan, iktidara kuyruk sallamaya tenezzül etmeyen (en azından şimdiye kadar böyle bir şeye tanık olmadık) bir hakem en aza indirebilirdi. Ancak Oğuz Sarvan ve “ekibi”, Aydınus’u geçen haftaki Trabzon maçına göndererek bu önemli mücadeleden “kopardı”. Şeytanın avukatlığına talibim, ve futbol düzenimizin sırtlanları şunu bilmeli ki, ormanda aslanlar da yaşıyor..

Bu maçın hakem tayini, Merkez Hakem Kurulu’nun “kimin kurulu” olduğunu da, bir kez daha, ortaya koyacaktır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: