“BARBON ZİYA”’DAN “KREM YAVUZ”’A BİR TRABZON DENEMESİ

Maşatlık’ta Üniversite İlkokulu’nda okurduk,  eğitim hayatına daha ilk adımımızı atarken bile şanslıydık sanki, boru değil “Üniversite İlkokulu”

Sezai Uzay Sokağı’ndaki evimizden her sabah erkenden yola çıkar, karlı günlerde 200 metrelik sarp kayalık uçurumdan düşme tehlikesiyle , “güzel havalarda” ise,  “sevdaluk pusulamaları” ile okul yolunu eğlenceye dönüştürürdük. Dünyalar güzeli ablam Pembe’nin, bir kış günü Temel Araz uçurumunun dibine metreler kala hayata tutunduğunu da ekleyelim de tablo tam olsun.

Trabzon’un “damar” mahallelerinden biriydi okulumuzun, okullarımızın bulunduğu Arafilboy. Hem ilkokulumuz hem de ortaokulumuz, limanla Boztepe arasındaki o daracık “düz” alana sığdırılmıştı. Tarih öncesinden,  bir rivayete göre de Miletoslulardan kalma sarp kayalık içindeki mağaralar her çocuk gibi bende de dehşetli bir merak uyandırır, büyük olana tırmanmak neyse de, asıl gizi barındıran dar mağaraya girmeye cesaret edemezdik.  Köpek Adnan lakaplı bir arkadaşımız, ki kendisi köpek dostuydu lakabı bundandır, “ikisine de girdum oğlum, ama nefesum yetmedi çok gidemedum, ama az ilerisi hazine dolu gibiydi” cümlesi hepimizi hayallere salar, ama ardından Köpek Adnan’ınkinden çok daha gerçek bir bilgi belleğimizdeki yerinden çıkagelir içimizi soğuturdu: Amerikan üssünden iki asker oraya girdiler ve bir daha kendilerinden haber alınamadı! Bu bilgi doğruydu, iki “coni” askeri kayıtlara muhtemeldir ki “eğitim zayiatı” olarak düşmüşlerdi, ve fakat biz 10-12 likler için anlamları çok daha başkaydı. Hatta “Ofli Sali”  adlı arkadaşımız, o iki ABD’li askerin mağaranın içindeki hazineleri alarak gizli dehlizlerden Amerika’ya kaçtıklarına inanıyor, bizi de “mal” lıkla suçluyordu. 

O muhteşem kayalıkların dibindeki boş alanda top oynar, hemen tepenin başındaki mağaradan da limanı seyrederdik. Doğal penceresiyle insan eliyle yapılmış izlenimi veren mağaranın içinde kışın ateşler yakarak ısınır, çeşitli oyunlar da oynardık. Şimdilerde Arafilboyu’nun takımı Gençlerbirliği’ne “tahsis” edilen bu modern tesisler nedeniyle, anılarımızla dolu mağaramıza ulaşmak için keçileşmek dışında şansımız kalmamış, hüzün…

Trabzon’u bilen bilir, şehir de özellikle 70 li 80 li yıllarda tek bir organizasyon tipi vardı: Futbol Turnuvaları!

Bu muhteşem manzaralı ve topraktan fırlayan taşlarla kaplı sahadaki organizasyonlardan birindeyiz. (İnönü’ye Dünya’nın en muhteşem manzaralı Stadı diyenler, Arafil’i de görmeli) Bizim takımın adı ne tam hatırlamıyorum. Her mahalleden o kadar çok takım çıkıyor ki, mahalle ismiyle oynamak neredeyse imkansız. İlk maçımızı 2-1 kazandık. Herkes, sahanın hemen aşağısında yer alan “KONT” lakaplı beyefendinin yeğeni Yılmaz’ın gol kralı olacağına inanmış. Yılmaz ilk maçta 3 ben 1 gol atmışız. İkinci maçlara çıktık, Yılmaz’lar bizden önce oynadı 5 gol attı, sonra biz oynadık ve sanırım Boztepe takımlarından  birine tam 13 gol attım. Bizden önce oynanan maçta Yılmaz’ı izlediğim için, Yılmaz gol attıkça içim nasıl acıyorduysa, ben attıkça da Yılmaz rakip kaleciyle birlikte sağa sola uçuyordu sanki…

İşte o maçtan sonra ben güya tevazu içinde “kramponlar benum olacak” ,( ha gol kralının armağanı bir çift krampon, değerini nasıl anlatsam, beceremem, hiç girmeyelim o konuya.) diye bağıran vücut dilimle tebrikleri kabul ederken, arkadan bir elin omzuma değdiğini gördüm.

“Sen kimun uşağusun tornum”

 Ben de köyden kalan bir alışkanlıkla

 “Efendinun Haci Murat’ın oğlu Seyfi’nun” dedim.

 “Tanimayrum bobani, nerde çalişiy?”

 “Çimento Fabrikası’nda”

 Baktı ki buradan olmayacak, değiştirip konuyu devam etti.

 “Sen hau yukarki kaleye aşirtma bir gol attun ya, oni kim oretti sağa” diye sordu.

 “Kimse öğretmedi, Ali Kemal abi(Denizci) AdanaDemirSpor’a aynisini atmişti, ondan gördüm” dedim..

 “Aferun ula sana” dedi ve ekledi

 “Yarun 8 nüfus kağıdıyla 1 resim al da gulübe (Gençlerbirliğini kasdediyor olmalı) gel” dedi, ve gitti. Zaten o kadar nüfus kağıdım da yoktu!!!

“Gulübe” gitmedim, gidemedim. Ama omzuma dokunan elin, Trabzon futbolunun görünmez kahramanı “ Barbon Ziya’nın (Kurbetçi) eli olduğunu bilseydim, gitmez miydim hiç!!  Birkaç yıl önce kaybettik Ziya Amca’yı… Bu şehri kendi değerleriyle buluşturan, Trabzon efsanesinin görünmeyen yaratıcılarından birini, ve onunla birlikte belki de , hesapsız ve beklentisiz sadece şehrine aşık güzel adamları da kaybettik.

 Ve Krem Yavuz…

 Barbon Ziya kumaşından elde edilebilen son ürünü hayatın!

Sol Ayağının marifetleri anlatıla anlatıla bitirilemiyor. Merhum Candan Tarhan’ın Amatör Milli Takım’dan “bildiği” öğrencisi için “Türkiye’ye böyle sol ayak gelmedi” dediği rivayet edilir. 

Türk futbolunun yetiştirdiği en usta sol ayaklardan Serdar Bali’nin baş belası. 

İkisin de zıpkın gibi olduğu, birinin Trabzonspor Amatör diğerinin de Sebat Amatörde oynadığı yıllarda, teke tek kaldığında geçilmeyi içine sindiremeyen Krem Yavuz’un, bu işe kalkışanları fena “cezalandırdığı”, Serdar’ın da bu cezayı ödemeyi göze alamadığı için Krem Yavuz’un savunduğu sol bölgeyi yok sayıp hep sağa çalıştığı  söylenir.  “Sayemde topçi oldi” dediği Serdar Bali’nin hakkını hep teslim eder ama; “Trabzon futbolunun efsanesi Ali Kemal’i Ali Kemal yapan da Serdar’dır. Öyle toplar atardı ki maranzul inciri!”

İki kez Amatör milli takım forması giyer. Neden iki diye sormayın, o yıllarda milli takımlar zaten yılda en fazla bir kez oyun oynamaktadır. İki yıl Kocaelispor’da oynar, sonra Rizespor’a gider ama sezon başlamadan oradan ayrılır. Ama Rize kapısı açılmıştır bir kere,  iki Trabzonlu arkadaşıyla birlikte Rize 1. Amatör Kümede mücadele eden Gündoğduspor’da oynamaya başlarlar. Arkadaşları Deniz ve Osman’dır, maç başına anlaştıkları ücret de 50 TL!!  Sakın bu parayı küçümsemeyin, Krem Yavuz’un  profesyonel hayatı dahil, kazandığı en güzel para budur!  Üstelik, mandalina ve çay gibi ekstralar da vardır. Ah o Of pazarının dili olsa da konuşsa!

 Bu ilginç takvim şöyle işler;

Krem, Deniz ve Osman; her hafta Pazar günü Trabzon’dan bir taksi tutarak Rize’ye gider, maça 15 dakika kala  sahaya ulaşır ve maça çıkarlar,  sezonun ilk yarısında topluca hakem dövdükleri için tüm puanları silinen ve -3 puanla lige devam etmesine karar verilen Gündoğduspor , ikinci yarıdaki tüm maçlarını kazanarak ligi 3. sırada bitirir. Gündoğdu’nun renklerini hatırlıyor musun soruma verdiği yanıt, Trabzon içindeki rekabetin de izlerini taşır: Maalesef sarı – kırmızı galiba!!

Barbon Ziya’yı her fırsatta büyük sevgi ve özlemle anıyor, “Hiç kendini düşünmez hep şehri ve yoksyl uşakları düşünürdü” diyor.  Kemeraltı Paşa Hamamı’nda yaşanan ve mideme kramplar sokan bir anısını yazmaya yüzüm yok, “ sen bilirsin”  demesi nezaketinden, ancak ikili sohbetlerde anlatılır.  Ama yazılabilir bir Özkan Sümer – Sadi Tekelioğlu anısı da var.

Trabzon Amatör takımı, Türkiye Şampiyonası kademe maçlarından birinde Tokatspor’la karşılaşacaktır, yer tarafsız saha Amasya Terziköy.

Trabzon takımı Şeker fabrikasının tesislerinde kalmaktadır ve hoca (Özkan Sümer) antrenörüne (muhtemelen malzemeci Ömer abi)  takıma arazi içinde koşu yaptırmasını söyler.

Tüm takım koşmaya başlar ve çok geçmeden gruptan iki kişi, bildiniz Sadi ve Krem “arazi” olarak elma bahçelerine dalarlar. Konçlarının ve eşofmanlarının içini meşhur Amasya elmalarıyla dolduran ikili grubu arkadan da olsa takibe devam ederler. Ancak kısa bir süre sonra bir traktörle karşılaşırlar ve başta Özkan Sümer’in gözdeleri Yaşar, Selahattin ve Faruk olmak üzere tüm takım traktöre binerek kamp yerinin 1 km yakınına kadar keyifle gelirler.

Traktöre özlemle bakan Krem Yavuz’u dürter Sadi. “Oğlum elma yiye yiye koşalım işte otele kadar, zarar mı ederiz”

Otele vardıklarında Özkan Sümer az önce gelen gözde oyuncularına teşekkür etmektedir, ve iki idman firarisi ter içinde gruba katıldığında hocanın tepkisi sert olur: Demek koşudan arazi oldunuz öyle mi; ikiniz de kadro dışısınız!!

Yani adınız Krem’e Sadi’ye çıktıysa, zor inersiniz Yaşar’a Selo’ya!

Trabzonspor İstanbul’un dükalar düzenini yerle bir edip bu ülkedeki en devrimci adımlardan birini nasıl attı diye merak edenler içindi bu yazı. Kendine güvenin, genetik ve coğrafi koşulların kuytularında saklı kodların hayata armağan ettiği nice Barbonlar Kremler yaşadı bu şehirde, ki hepsinin içinde şehirler yaşar.

Nurlar içinde yatsın Barbon Ziya, çok yaşasın Krem Yavuz…Bu şehir sizdiniz, siz bu şehir…

 Teşekkür ederiz…

““BARBON ZİYA”’DAN “KREM YAVUZ”’A BİR TRABZON DENEMESİ” için 3 cevap

  1. Özlediğimiz yılların ardından kalanlar yine bize güzel günler hediye edecekler gibi…Yıllar sonra her maçta yüreğim ağzımda…

    Beğen

  2. İnadı bırak, Burak yılmaz, yıldırmadımı hala:) Neyse sende mutlusundur. Eminim ama trabzonlu işte dedimi ıııı geri vites yok. Son burak yorumun güzeldi. Umarım devamı gelir. Bu ara burak bu yola baş koyduk dedi. Laf olsun söylemi değildi.O maçta durşuda onu gösteriyor(lar)du.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: