Bir Kızılay Hikayesi(1)

Hayır diyemeyeceğim bir dostum ricası ile Kızılay maceram başladı, sonra yakından tanıdıkça hakkındaki önyargılarımı bir bir yıkan Genel Başkan Tekin Küçükali ile birebir çalışmaya başladık. Niyetim “dışarıda” kalmaktı, ama yaşadığım çok özel bazı sorunlarımın çözümünde bir babadan farksız davranan Tekin Küçükali’ye olan sevgim kurumla “illiyet” bağı kurmamı kaçınılmaz kıldı…

İlk dönem hep İstanbul’da kaldım. Ankara’da Selahattin Bostan adlı Basın Müdürü vardı ve ben bu güzel insanla çalışmaktan memnundum, ama kendisi çalışma ortamından pek memnun değildi, özellikle profesyonel yönetim kadrosunun uygulamalarından hiç memnun değildi ve Genel Başkan’ın da bu konuda gerçeklerden habersiz olduğu fikrindeydi.

Çok üzerinde durduğum bir ayrıntı değildi bu, öyle ya koca koca adamlar kendi sorunlarının hem yaratıcısı hem de çözücüsü olabilirlerdi. Çok geçmeden adaşım kumpaslara ve ayak oyunlarına daha fazla dayanamadı ve  işten ayrıldı, haliyle bir boşluk doğdu.

Bir süre başsız tavuk gibi gitti Kurumsal İletişim. Sonra yavaş yavaş tanımaya başladığım Kızılay’da, Kurumsal İletişim’in başına da Genel Müdür karatında ve kıratında birinin gelmesi durumunda uyum sorunu yaşayacağım gerçeğiyle yüzleştim.Bu gerçeği kulağıma fısıldayanlar da, kurumu ciğerine kadar bilen “içerden” kişilerdi, üstelik

Kızılay’da hemen her bölümde Genel Müdür’ün bir “adamının” olduğunu herkesten duyuyordum, bu tehlikeyi göze alamazdım, almadım da zaten. Hoş almadım da ne oldu, o bölümlerden biri de bilgisayara işlerine bakıyordu ve başında sadık elemanlardan biri vardı, bir gece herşeyi açık olan odama girip bilgisayarıma ve özelime tecavüz etmekte bir sakınca görmemişlerdi. Allahtan bu tür bilişim suçlarında zaman aşımı yok ve gerekli girişim için hep vaktim olacak. Bakalım o fare hangi büyük lağım faresinin köstebeği olarak özel hayatıma girme cüreti göstermiş.

Uzatmayalım; Sayın Tekin Küçükali ve Sayın Ahmet Lütfi Akar’la çalışma prensibi konusunda konuşup anlaşarak Kurumsal İletişim Müdürlüğü görevini kabul ettim. Bu işe GM’nin ve onun “adamlarının” hiç de memnun olmadığını söylememe gerek yok.

Onun adamları kim diye soranlara şöyle bir ipucu vereyim; Ya abartıldıkça komikleşen bir “ben kimseyi takmam genel müdürün de adamı felan değilim” vücut dili, ya da GM’yi her gördüğünde ışık hızı ile düğme bağlayan ve gözle görülmesi güç bir hızla eğilip bükülen canlılar. Ben herhangi hiç bir kurumda bazı Kızılay yöneticileri kadar seri düğme bağlarken aynı zamanda eğilen adam görmedim. Yanarım yanarım bir düğme ilikleyemedim ona yanarım!!

Çalıştığım dönemde Tekin bey dahil yanlış bulduğum hiçbir şeyi muhataplarına söylemekten çekinmedim, bilenler bilir zaten, en çok da bazı yönetim kurulu üyeleri bilir. Kendilerinin söyleyemediklerini benim söylememi rica ederlerdi, şimdi de bu kişiler kurumu yönetiyor heee.

Ama kravat takıp el etek öpme ya da beş paralık adamlara itaat etme geleneğine sahip olmadığımdan olsa gerek, uyarılarımı takan da olmadı. Ben varoluş gerekçemi kediye kedi deme üzerine inşa ettiğim için ve sakalım da olmadığından sanırım, sinek vızıltısı kıvamını geçemedim.

Kızılay’da muhtelif müdürlüklerde yönetici pozisyonunda olan arkadaşlarımın çoğu  alınmasınlar ama, bu görevlere gelmelerinde liyakatlarından çok GM’ye sadakatle bağlı olmalarının etkin olduğunu kendileri dahil herkes biliyor. Elbette birkaç istisna vardır,  onlar da yönetimle sürekli didişme içindedirler, ama bu genel fotoğrafı değiştirmeye yetmiyor.

Bir yardım kuruluşu olan ve Kamuoyunca da böyle algılanan Kızılay’ın kime ve neye yardımcı olduğunu zamanla dilimin döndüğünce açıklayacağım. Kızılay’ın bir zümrenin değil gerçekten halkın kurumu olması için tüm tanıklıklarımı ve bilgilerimi paylaşacağımı herkes bilmeli.

Kurumsal İletişim Bölümüne yönelik hazımsızlık zaman zaman elle tutulur bir kıvama ulaşıyordu ve bunun nedeni de, sanırım,  bölüm çalışanlarının benim paspal hallerimdem cesaret alarak paspallıkta beni de sollamaları ve kalibrenin, ortalamanın üstünde gerçek hayata yakın olmasıydı. Malum bir düşük insanlık halidir, siz kötüyseniz sizden iyi olana karşı arkaik bir kıskançlık batağına düşersiniz. Bu halin, benim kişisel duruşumdan ve GM özelinde profesyonel yapı “gazlamaların” dan epey bir beslendiğini de söylememiz gerek.

O kurumda bir gün olsun “görece” benim altında olan kişilere “mödürlük” yaptığımı söyleyecek tek kişi çıkmayacaktır, “insan SK olarak en büyük tesellim ve kazancım budur. Kızılay öncesi de birçok kurumda kendi cevvimce çalıştım ve gücümün yettiği hiç kimseye gücümü hissettirme çukuruna düşmedim. Ki Kızılay’da yönetici ile aynı asansöre binme cüreti gösteren aşağılık insanlar da varmış üstelik! Bak terbiyesizlere?? Gerçek hayatta bir kamyona muavin bile olamayacak düzeydeki yöneticileriyle aynı asansöre biniyor? Hay bin kunduz! Felipe Cayetano Lopez Martinez Çiko şaapsın sizi, eeee,, şeyinize…Olacak iş değil arkadaş!

Aslında şu yardım işleri olmasa Kızılay’ı bir güzel idare ederler de, imkan tanınmıyor ki! Devam edecek…e haliyle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: