hayat alacağın olsun

Karaburun yarımadasını gezelim demiştik hani, yıllar yıllar önce Karadenizli ve özellikle Sürmeneli denizcilerin yerleştiği Yeniliman’ı görecektik. Bölgeyi çok bilmiyorduk, bilmediğimizi ise hiç bilmiyorduk. Belli ki bu yüzden, Yeniliman’a gitmek için kullanılması gereken Balıklıova Mordoğan yönünü değil, yarımadanın tam tersi kıyısını; Çeşme , Ilıca, Ardıç , Ildır güzergahını kullanmış, yol boyunca “askeri yasak bölge”lerden kaça çıka, kendimizi, Tepeboz köyü yakınlarında bir dağ yolunda keçileriyle hemhal olan bir çobana “Yeniliman’a nasıl gideriz” sorusunu sorarken bulmuştuk. Çok sevimli bir çobana rastlamıştık, şakalar ve biraz da cehaletimizi iğneleyen “yolu şaşıp buraya gelmeniz de az şaşmakla olacak iş değil”i saplamıştı bana, hınzır hınzır gülerken.

O’nun tariflediği güzergahla Yeniliman’a demirlemek için yola revan olduğumuzda kendi kendimize gülmeye devam ediyorduk. “Çoban bana Kazancakis’in Girit öykülerini ve Giritli çobanları hatırlattı, adam nasıl mutlu gördün, ama biz mutluluğu arayarak tüketilen hayatlar yaşıyoruz, ne olurdu sanki bu bizim hyatımızı olsaydı, ama yok devrim şart tabi” dedin…

Gülay, fakültede devrimci arkadaşlarla çok yakın ilişkiler içindeydi hep, ama bizim ortalama fakülteli- devrimci tipiyle hiçbir adımın atılamayacağına inanıyordu için için. Belki arkadaşlıklarını, belki beni kaybetmemek belki de konuşarak bir sonuç alamayacağını bildiği için bu düşüncesini çok dillendirmezdi. Biz sevgiliydik, bana bile çok anlatmazdı. Ancak yıllar yıllar sonra, kırmadan dökmeden , sosyolojik alt metinlerle…

Yeniliman’a vardık sonra, sonra oradaki o yıllarda belki yatılabilecek tek motele (Yeniliman Motel miydi?) yerleştik, sonra bir tur attık bitti Yeniliman! Rizeli fırıncı abi çok sevindi hemşehrilerinin oraya gelişine, çay ısmarladı iştahla, bana kıyıda ağ onaran birini göstererek “bak hau Sürmeneli Sefer Emicedur, istersen bir selam edelum”

Sefer emicenin keyifsiz bir anına rastlamıştık, ağla ilgili derdi vardı, iki beyaz yakalının romantik ziyareti pek de umurunda değildi, Rizeli abi bu ilgisizliği kızınca, sen anladın ve “kolay gelsin size, yarın yine uğrarız” dedin, Sefer emice hiç konuşmadan tebessüm etti ve aslında sanki biraz da teşekkür etti sana.

Çok sevdin Karaburun’u, Mordoğan yoluyla dönerken gördüğün her koya tebessüm bıraktın, kimsenin olmadığı bir koyda denize girmek istedin, girdik, karanlığa yakındı, çevre ıssız, tedirgin olmamak için erken çıktın denizden, ama mutluydun, gülüyordu gözlerinin içi.

Bir de, Kuzey’i ölüm tehlikesine rağmen doğurup kucağına aldığında aynı bakış…

Ve 8 sene, bizi terk edip gidene dek, 8 sene hep öyle baktın Kuzey’ine. Altı yıldır kimse öyle bakamıyor oğluna, hem kimin haddiymiş anne gibi bakabilmek…

Lise 2 ye gidiyor Kuzey. Senden kalan ne çok şey onunla birlikte yaşıyor bir bilebilsen, bir yolunu bulup bir anlatabilsem sana. Nasıl sencileyin, nasıl koca yürekli, nasıl maddeden ırak ve insana yakın, bir anlatabilsem…

Meğer hayat , 20 yıl sonra bir Aralık gecesinde Karaburun dağlarında bıraktığın tebessümü umutsuzca aramakmış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: