Oyun

Keşke bir oyun olsaydı hayat ve biz ölümlüler onu istediğimiz zaman terk edebilseydik, keşke…

Oyun değilmiş hayat, 2015’in ikinci günü kalbimizin orta yerine kederi ve elemi tohumladın ve gittin. Senden kısa süre sonra da ayakta bile duramazken “yaban ellere”e , sana koşan annemiz babaannesi hayatın, sana koştu…

Bir insan 3 ay içinde iki kez kendi cenazesine katılır mıydı, ben katıldım…

Hayat dediğimiz geçen zamanlar toplamı değil çekilen acılar toplamıymış, öğrendik. Emanetin oğlumuzla yaşanacak günlerimizin yaşanmışlardan daha güzel olacağına gizli bir imanla hatıranı yaşamaya, denizine kavuşacak bir Karadeniz deresinin acelesi, coşkusu ve hasretiyle sana doğru akmaya… Gurur dolu vadilerden geçiyoruz, suyun dinlendiren sesi türkümüz olmuş, kah şiddetli yağmurlardan biriyle kökünden kopup suya yoldaş olmuş bir kestane, kah yolunu şaşırmış bir alabalık ile halleşiyoruz, sen de bilirsin ya, hani derenin karşı kıyısında olduğu için “karşı” diye bilinen arazimize geçerken kullandığımız “Müdanın köprüsü”nün hemen ayak dibindeki eski değirmen, nasıl da sığınmıştık bir apansız Ağustos yağmurunda ve nasıl yankılanmıştı coşkusu sesimizin Zavzaga vadisine

Hepimizin görünmez bağlarla bağlı olduğu ruhlar olmalı, zamanın kudretli elini çaresiz kılan gönül bağları. Elbette ki yaşamın dinamiği ölüme hep galebe çalar, iyi ki, ama zamansız solan güllerin gönüllerde bıraktığı sızılı kederi geçirebilecek formülü yok hayatın. Söze dökülemeyen ne çok anlamı varmış sevginin, sevgilinin, hasretin. Kim bilir belki hayatı değerli kılan da budur; sezgilerle yürünen ve tarif edilemeyen bir yol. Belki de böyle olmasa derin bir acılar varoluşu olurdu hayat.

Ölümü göze alarak hayata armağan ettiğin oğlun devlet lisesini çok sevdi, yeni arkadaşlarıyla ilişkisi özel okuldakilerden çok daha coşkulu ve samimi. Sen de böyle isterdin biliyorum. Dersler lanet salgın koşullarına rağmen sencileyin iyi , kendisi öyle söyledi ve ben hayatta en çok ona inanıyorum, zira annesinin kalbiyle yaşıyor; yalansız, riyasız, sevgi ve cesaret dolu ve elbette sonsuz merhamet duygusu. Okulda yılbaşı hediyeleşmesi için kura çekilmiş, kendisine bize göre daha yoksul olduğunu düşündüğü arkadaşlarından biri çıktı diye nasıl sevindi , ah görebilseydin keşke, neler düşünüp neler aldığını, buraya yazmam şık olmaz, tahmin edersin, ki sensin o! Ha bu arada, edebiyat öğretmeninin verdiği bir Kafka ödevi sonrası tutkulu bir okuma anlama yarışına girdi ki, sorma!

Fortino Samano diye bir adam geçmiş dünyadan, tanısan ne çok severdin kim bilir

Van Gogh’un akıl sağlığını haylice kaybettiği bir dönemde kardeşine yazdığı ve kendini tabancayla vurduğu için yarım kalmış son mektubu imiş meğer hayat.

Öldürmeyen yaralar güçlü kılmıyor, bir kabuğun derinlerinde hiç bitmeyen bir keder…

“Oyun” için 2 cevap

  1. Sevdiklerimiz ölünce bize hüzün hediye ederek vedalaşırlar ki, misafir bulunduğumuz yeri temelli sanmayalım ve sevdiklerimizle bir gün, bir rûhanî yerde buluşmayaı özleyelim diye.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: