Bir otel odasında bulunur…

İkinci Dünya Savaşı’nın karanlığını yırtan bir çığlık gibi çağladın, Üsküdar’da yoksul bir ailenin sevinç belgesi doğum karnesiyle, ekmek karnesine eş…
 
Yoksul ama çok mutlu bir çocukluk yaşadın sonra, İstanbul hala İstanbul’ken doğmanın, mahallede herkesin kardeşlikte buluştuğu, usta ellerden çıkmış tablo sadeliğinde sokaklarda çınladı sesin, biraz daha büyüdün, sonra…
 
İlkokul, ortaokul, lise..Hep aynı lezzeti yaşadın, “asıl” yoksulluğun ne olduğunun yanıtı olabilecek yılları ve anıları biriktirerek…Üniversiteyi kazandın, bir Ağustos günü kaybettiğin babanı, sağlığında ne çok sevindirdin, bilemedin belki, yıllar sonra senin oğlun da kazandığında üniversiteyi, anladın babanı, gözlerinde bin buğu…
 
Sanata yöneldin sonra, içindeki sese uyup, tiyatrocu oldun, perdelere düştü gölgen, gölgesiz…Kimseye eyvalllah etmeyen ama kimseyi de kırmayan “bir güzel abi” oldun hep,  kimi zaman evin kirasını ödeyemediğin de oldu üstelik, hiç şikayet etmedin. Çok sevdi seni halk, hiç ayırmadı kendinden. Bir maçın devre arasında, Beşiktaş’lıydın Baba Hakkı’nın takımını tutardın sana da o yakışırdı zaten, ne diyorduk, evet bir maçın devre arasında ve belki en popüler sanatçısıyken ülkenin, köfte kuyruğuna girmen değildi güzel olan, o kuyruğun içinde kaybolmayı başarabilmendi, seni farklı kılan…
 
Genç sanatçı adaylarına ders anlatışındaki samimiyet, elle tutulur gibi oldu hep, öyle derdi senden ders alan öğrenciler.  Seninle bir şekilde yolu kesişen hemen herkes gibi öğrencilerin de çok şey öğrenip çok yakın buldular seni hep, abi, baba, kardeş, belki sevgili hatta birkaçı…Ama sen hiçbirini ayırmadın diğerinden, ayrımsız sevdin, insan diye..
 
Aslan gibi iki çocuk ve vefalı bir “anne” büyüttün koca yüreğinde, bir ömür. Dostlarını hiç kırmadın, nereye istedilerse koştun, şikayetsiz, beklentisiz…
 
Son gününü çok keyifli yaşadın, bilemeden, ne mutlu. Kaldığın otele gittin, odana. Yapayalnızdın.
Ve sonra..
Ve sonra bir otel odasında bulundu ölün…


Yorum bırakın