Ne zor şeydir kim bilir doğum gününde en çok sevdiklerinden birini kaybetmesi insanın, hatta belki birincisini.

Bir karanlığın içine düştüğümde ve bunu kendisiyle şu veya bu nedenle paylaşamadığımı hissettiğinde iyiliğin hiç sönmeyen ve yeise kapılmayan deniz feneri gibi aydınlatırdı dünyayı. Hatıralar başta , hayata güzelliğin ve cesaretin penceresinden bakan herkesi ve her şeyi bir sevgi sofrasında buluşturur ve kim bilir hangi romantik karanlığı lime lime edilmiş bir buyruk gibi çöpe atardı
Son yıllarını hastalıklarla mücadele içinde geçirdiği tek bir gün bile ölüme teslim olmadan hayatın coşkusundan payına düşeni dondurma telaşındaki 5 yaşında çocuk sevinciyle yaşadı. Beton helvanın dondurmasına olan tutkusunu zaman zaman sorgulayan gözlerle muhatap olduğunda “yahu korkmayın ben şeker hastası değilim, teşhis yanlış, ben şekere hastayım sadece” salvonla etrafına saçtığın o pozitif kahramanımızdın sen.

Sessizce çektin gittin baba. Farabi’nin bir odasında yatıyordun son gördüğümde, içeri girmemize izin yoktu, bir çocuk gibi uyuyordun ve sanki bu uykundan çok hoşnuttun. Çocuklarından kaçı Makbule’ne kavuşma huzurudur bu yüzde saklı mutluluk diye düşündü bilemem, ama ben ortanca oğlun, İstavrit’in 9’unda Zavzaga vadisinde sesi çağlayan 4 numaran tam da böyle düşündü. Belki de büyük çaresizliğimizin limanlarından biridir benimki, ama ya o limanlar da olmasa…
Babanın ölümü insanın kendiyle ve ölümle “erkekçe” bir yüzleşmesinin de simgesi, evet sıra sana geliyor!
Ölüm kaçınılmaz baba. Bir Kamberoğlu koltuğunda İstanbul gurbetine çıkan oğluna salladığın eli hiç unutmadım ve zannetme ki otobüs Çömlekçi virajında kaybolup sen pasaj içindeki büfemize dönerken gözlerinden süzülen 2 damla göz yaşını görmedim. Sen ki amca oğlum Murat’ın birkaç saat ortadan kayboluşuna bile dayanamayan ve şıpır şıpır taşan bir sevgi kuyusu taşıyan adam, gözlerinin kuytusunda…
Senin oğlun olmak ağır iş Baba. Hiç duymamışsındır belki adını, Rusların derya gibi bir yazarı var, adı Dostoyewski, o bir gün şöyle bir laf etmiş;
“Tanrının bana baş edemeyeceğim bir şey vermeyeceğini biliyorum. Sadece keşke bana bu kadar güvenmeseydi diyorum…”
Sen de bana çok güvenirdin, olsun, tüm evlatların gibi. Bilirdin ki sevgi ve güven büyütür hayatı.
Yorum bırakın