Ekonomik ve sosyal varoluşunu sosyal medya ilgisi ve tık sayısına göre konumlandıran medya figürlerinin herhangi bir üç istanbullu oyununa dair eleştiri ve yorumlarını ciddiye almayı ciddiyetsizlik olarak görüyorum.
Bu akıl penceresinden bakınca son GS-Trabzon maçındaki hakem rezilliğine dair ağır eleştiri veya savunma reflekslerine de haliyle tebessüm ederek baktım.
Türk hakemliğinin öncelikli görevi, İstanbul’un 3 büyüğünün Anadolu takımlarıyla yaptığı her maçta rakiplerini meze yapmaktır ve futbolun varoluşundan beri de bu görevlerini utandıran bir sadakatle devam ettiriyorlar. Bunu yaparken hakemlerin büyük çoğunluğunun 3 İstanbulluyu korumaktan çok kendi ekonomik kazanç alanlarını korumak kaygısı içinde düdük çaldıklarına da eminim, biliriz ki asıl belirleyici ekonomik kazançtır.
3 İstanbullu namına Anadolu’yu ezen ezdiren düdük sahipleri için asıl mesele, bu 3’lünün aralarındaki rekabeti nasıl idare edecekleri sorunudur. Bu soru da cevabını şöyle bulur bu ülkede; Konjoktürel olarak o dönem kim daha güçlüyse hakemlerin düdükleri de onlara çalar ve içlerinden biri bu kirli savaşın galibi olur.
Son 3 yıl İstanbul’un sarılı olanları Türkiye koşullarının çok üzerinde maliyetlerle kadrolar kurdukları için rekabet de aralarına sıkıştı, bu ikilinin dışında kalan tüm camialar da bu rekabetin figürasyonuna dönüştü.
Trabzonspor asla ve kata 3 istanbullunun kendi aralarındaki çatışmanın tarafı ve mezesi olamaz! Bu suni kavgaya bilerek ya da bilmeyerek müdahil olanlar bilmeli ki kullanışlı aptallıktan öte bir anlamları yoktur.
Daha birkaç hafta önce yaşanan FB maçında oyun 0-0’ken Trabzon’un iptal edilen nizami golüne dair tek kelime etmeyen delikli kuruş etmez adamların bugün GS-Trb maçında Trabzon aleyhine hakem hatalarına yönelik eleştiri ve feveranları samimiyetsiz ve çok yüzlü sahte hassasiyetlerdir.
Gs-Trabzon maçına dair gözlem tespit ve yargıların da bu perspektif üzerinden yapılması gerekir fikrindeyim.
Trabzon Fener maçının hakemi için de maç sonrası şu veya bu takımı koruma iç güdüsüyle değil, Türk hakemliğinin güce hizmete amade hastalıklı bilinçaltı ve irade koymakta zaaf yaşayan karakter yapısıyla ilgili olduğunu söyledim, yazdım.
Son GS-Trabzon maçı hakeminin de asıl derdinin kendi kazanç alanını korumak olduğuna, yukarda bahsettiğim hastalıklı haller ve zaten zayıf olan hakemlik yetenekleri nedeniyle de görece daha zayıf bir camia olan Trabzonspor’u hep olduğu gibi güçlüye meze ettiğine şahitlik ettik.
Türk hakemliğinin bu zihinsel arka plan ve hastalıklarla dolu tarihsel birikimi ile 3 istanbullunun rekabetini yönetme ihtimali yoktur. Elbette bunda 3’lünün adil yönetim değil korunma taleplerinin olduğu kadar, İstanbul’a sıkıştırılmış Türk ekonomisinin faşizan baskısının da payı büyüktür
Bu düzene kendi olabildiği ve kalabildiği her dönem yumruğunu vuran Trabzonspor’un rolü de 3’lerle oynadığı her oyunda tüm ülkeye bu tiyatroyu bir kez daha ifşa ve Türk futboluna içinde bulunduğu batağı hatırlatma iradesidir.
Yani, dün FB bugün GS yarın BJK maç ve hakem rezillikleri hep oldu olacak…
Türk futbolunu bu üçlü rekabete mahkum eden nedenleri ortadan kaldıramadan içe sinen saygı duyulan başarı hikayeleri yazılamayacak.
Trabzonspor tarihsel rolü, bu düzenin Don Kişot’u olmaktır. Kendi adıma da bundan son derece hoşnutum.
Sizin uydurma aristokrasiniz umrumuzda değil! Bizim ödülümüz Trabzon’un kendisi!
Yorum bırakın