Ekonomik sömürü söz konusu olduğunda dünyanın her tarafına demokrasi bahşeden ABD, 2003 yılında da Irak’ın demokrasi sırasının geldiğine karar vermiş ve taşeron olarak da Türkiye’yi tarihte çeşitli şekillerde yapageldiği gibi bir kez daha kullanmak istemişti.
Zor durumda kaldığı anlaşılan Recep Tayyip Erdoğan hükümeti Başbakanlık adına hazırladığı tezkereyi, 1 Mart 2003 tarihinde oylanmak üzere TBMM’ye göndermişti.
ABD , insan ve insanlık adına hiçbir hayırlı işe kalkışmayacağını kısa tarihine sığdırdığı yüzlerce katliam, savaş ve müdahale ile herkese göstermişti ve ben de o herkesten biriydim.
Genel beklenti TBMM’nin bu tezkereyi onaylayacağı şeklindeydi. Emperyalizmin insanlığın ve dünya barışının düşmanı olduğuna iman etmiş bir devrimci-demoktat olarak bireysel olarak ne yapabilirim sorusuna sarıldım. Vatan gazetesi haber merkezi muhabiriyim. O da şüpheli olmasına rağmen muhalefetin blok olarak red oyu vermesi bile Irak halkı ve bölgeyi bu korkunç hatadan ve Türk halkını utançtan kurtarmaya yetmiyordu, peki ne yapılabilirdi!?
AK Partili vekillerin portrelerini tek tek okumaya, geçmişinde Amerikan vandalizmine karşı bir hikayesi olan isim ye da isimler var mı diye bir merakı kazımaya başladım.
İşte bu süreçte AKP Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz çıktı karşıma. Yeryüzü Doktorları’ndan biriydi ve biraz araştırma sonunda gençliğinde devrimci demokratlarla da ilişki içinde olduğunu öğrendim, yaşasındı, hem Amerikan bulaşığından haberdar, hem militan bir yardımsever hem de vicdanlı bir adam bulmuştum!
Araştırmam biraz daha derinleşince sayın Gündüz’ün üstelik Trabzon Çaykara doğumlu ve film senaryosu olabilecek bir trajik öykünün de öznesi olduğunu öğrendim.
Nasıl ulaşacaktım? Ankara büro marifetiyle cep telefonuna ulaştım ve kendisini arayarak kendimi tanıttım, niye aradım, amacım ne, dünya nereye gidiyor uzun uzun konuştuk ve İstanbul’a geldiğinde yüz yüze konuşmak üzere kavleştik
15 gün kadar sonra Süleyman Gündüz’ün Kağıthane Teras evlerdeki konutundaydık. Entellektüel donanımı hayli zengin bir eşi vardı ve bu durumdan son derece memnun olarak sohbete başladık.
Sohbet ilerledikçe gördük ki evdeki 3 kişinin de ABD ve işgalleri hakkında görüşleri aynıydı.
Peki ne yapabilirdik? Bir lider partisi olan Ak Parti’de bir vekilin parti/lider kararına karşı oy kullanması mümkün müydü?
Çok şükür ki, saygıdeğer eşinin de büyük düşünsel ve etik katkısıyla Süleyman Gündüz o gece tezkereye red oyu verme kararı aldı. Güzel. Ama bu yeterli olabilecek miydi?
Zira, hala Akp’nin toplam oyu Amerikan sömürgeciliğin Türkiye üzerinden bölgeye çökmesine yetiyordu
Yapılması gereken esasen Gündüz’ün neden red oyu vereceğini Vatan gazetesine gerekçesiyle anlatmasıydı.
Anlattı var olsun, kendi siyasi geleceğini tehlikeye atma pahasına vicdanının sesini dinledi ve tezkereye red oyu vereveğini beyan etti. Haber Vatan’da iç sayfada çıktı ve Ak Parti’de derin bir kırılma yaşandı. Red oyu vermeyi düşünen çok sayıda AK Partili vekil vicdanlarının sesini dinleyerek yurdun Amerikan çizmesiyle lekelenmesini engelledi.
Tezkerenin kabulü için 267 kabul oyu gerekiyordu ve sadece 3 oy eksiği ile yani 264 oyla tarihsel utancın eşiğinden dönüldü. Yani Süleyman Gündüz’ün red beyanından sadece 1 vekil bile cesaret bulup vicdanının sesini dinlemesi yeterli olmuştu.
Sürekli basın kartlı 35 yıllık profesyonel bir gazeteciyim, çok çeşitli haberlere imza attım ama meslek hayatımın en onurlu işi neydi diye sorulsa açık ara işte bu tezkere hikayesidir. Tabi asıl cesaret irade ve karakter koyanın sayın Süleyman Gündüz olduğundan kimsenin kuşkusu olmamalı.
Yorum bırakın