En baştan şunu söyleyerek başlayalım.
Futbol bir oyun ve sistemlerden kadrolardan felsefelerden çok daha önde ve öncelikli gerçeği de kitlelere duygusal doyum ve haz sunan bir gösterim de olduğudur. Yani Tony N’Wakame gibi oyuncular, benim gibi bu oyunun temaşa payını teknik direktörlerin kişilik gösterilerinden çok daha fazla önemseyenler için bu kitlesel illüzyonun assolistleridir. Üstelik bu karakterli siyahi, biri (ç)alınan 2 lig şampiyonluk performansının da yıldızı ve taşıyıcısı oldu. Endüstrileşen futbol çağında artık çok karşılığı kalmasa da , Trabzon ve Trabzonspor vefa duygusuna sadakat gösterip istemesi halinde hiç neden sorgulaması yapmadan kapılarını Tony’ye açmalıdır, ve bugün öğrendik ki açmıştır da iyi de etmiştir.
Abdullah Avcı’nın adı Trabzonspor teknik direktörlüğü için geçtiğinde, kendisinin geçmişi ve özellikle de adı sık sık şaibelerle anılan, Bochum Savcılığının şike bahis soruşturmalarından geçen , 2019-20 pandemi sezonunda Trabzonspor’un elinden (ç)alınan şampiyonluğun arka planındaki en etkin isim olan Göksel G’nin “mutfağından” gelen birine Trabzonspor’un mahreminin teslim edilemeyeceği düşüncesindeydim, fikrim değişmiş değildir. Ama kolayca anlaşılabileceği gibi Avcı’nın TD’lik çapını, yeteneklerini , eksileri ve artılarını hiçbir tartışmaya açmadım, zira ilkesel bir duruş söz konusuysa bu tür ayrıntıları konuşmak sadece vakit kaybı olurdu.
Sonra süreç hızla gelişti ve Avcı’yı Trabzonspor’un başında gördük. Takım çok kötü gidiyordu ve ilkesel olarak anlaşılmasına rağmen Avcı sıradaki Alanya maçında değil de sonraki iç saha oyununda ligin zayıf ekiplerinden birinin karşısına TS TD’si olarak çıktı ve dibe vurmuş takımı yavaş yavaş ayağa kaldırdı. Zaten çalışkanlığı ve savunma stratejilerine hakimiyeti ile bilinen bir antrenör olarak esasen bu çıkış kimseler için sürpriz olmadı.
Bu yazının konusu tüm süreci tarif değil elbette. Çok uzatıp kafa ütülemek de istemem.
İzleyen sezon nokta transferlerle ligi domine eden bir Trabzonspor izledik. Doğal rakiplerin birbirleriyle yarışırcasına aynı sezonda kendi tarihlerinin en kötü sezonlarını yaşamaları, Trabzonspor’un en ciddi rakibinin Konyaspor olması sonucunu doğurdu. Konyaspor engelinin de aşılmasıyla Nisan’dan şampiyonluğunu tüm ülkeye kabul ettirmiş bir Fırtına esti geçti ligin üzerinden. Her ne kadar İstanbul’da 1-0 önde ve rakip 1 kişi de eksikken galibiyetin kaçırılmasıyla Fenerbahçe lehine cılız bir rüzgar esse ve çoklarında korku yaratsa da 38 yıl, yani 1984’den sonra çalınamayan ilk şampiyonluk geldi ve camia özellikle kutlamalarıyla da unutulmaz bir sınav verdi
Bu şampiyonlukta elbette herkesin payı vardı, ama Tony ve Uğurcan’ın kritik anlarındaki inanılmaz performansları , hiç kuşkusuz, teknik direktörün etkisinden çok daha büyük bir paya sahip oldular.
Abdullah Avcı, çalınan şampiyonluklarıyla yay gibi gerilen Trabzonspor camiasının çalınamayan şampiyonluğunun teknik direktörü olarak kulüp ve şehir tarihine geçti. Ve kutlamalar devam ederken , kendi sistemini inşa sürecini başlattı. Bu süreç de malum, başkanla baş başa vererek yaptıkları transferler ve tarihin en pahalı Trabzonspor kadrosu, yarıştığı her kulvardan düzenli olarak elenmeye başladı, elenecek bir kulvar kalmadığında da Avcı pes etti ve 7 ay sonra dönmek üzere takımdan ayrıldı.
Bu dönemin iç transfer görüşmelerinde N’Wakame ile bir türlü anlaşılamadığı haberlerini sıkça okumaya başladık. “Tony çok fazla para istiyor ve anlaşmaya yanaşmıyordu”. Oysa ben içten içe, Avcı’nın kendi oyununu kurmak için Waka’dan vaz geçtiğini seziyor ve bu konuda hocaya da hak veriyordum. Aradan 2 yıldan fazla süre geçti ve ben hala aynı noktadayım, hocanın da farklı düşünmediğine neredeyse emindim!
Ta ki, 14 Haziran saat 16. sularında TS Başkanı Ertuğrul Doğan’ın ağzından “Hocamız Tony’i istediğini bana iletti biz de gereğini yaptık” açıklamasına canlı yayında tanık olana dek! Evet Tony N’Wakame Trabzonspor’a geri döndü!
Kalben söylüyorum, yukarıda da izah etmeye çalıştım. Hoş gelmiş safalar getirmiş.
Ama biz şehri ve camiayı kişilerden çok daha fazla önemseyip sahiplenip sevenlerdeniz.
Şampiyonluk yolundaki doğal rakipler bunca maddi manevi olanaklara ve desteklere sahipken, Trabzonspor’un kendi değerlerini de hamuruna kattığı yeni bir yapı inşa etmekten başka şansı yok, Avcı’ya en kötü gününde bile devam etmesi önerilerimizin temelinde de bu duygu vardır, eleştirilerimizin temelinde de. Hiçbir kişi ve kurumun değil, sadece şehrin ve memleketin adamı olmanın doğal halidir.
Başkanın ağzında çıkan Waka açıklaması sonrası akla gelen ilk soru şu oldu;
Abdullah Avcı kendi yolunda yürüme ve bir takım inşa etme iradesinden vaz mı geçti? Öyle ya, Waka’yı takım oyununa uygun olmadığı için takımda tutmayan , (ve kendi penceremden benim de hocayı haklı bulduğumu, Waka üzerinden hiçbir eleştiri getirmediğimi yakın izleyenler bilir) A.M.Avcı, ne oldu da kendisiyle çelişmeyi de göze alarak Waka’nın transferini istedi?
Bu sorunun cevabını yeni sezonun ilk haftalarını yaşamadan öğrenmemiz kolay olmayacak. Herkes kendi aklı, birikimi ve tecrübesince farklı çıkarımlara ulaşabilir, benim açımdan hem bir düş kırıklığı hem de bir umut ışığı söz konusu. Celtic ve Rangers’lı İskoç ligi yavanlığına kurban edilen futbolumuzda, geride kalan sezon yaşanan, 1. ve 2.yle 3. takım arasındaki 35-40 puan fark daha da açılabilir ve kimse unutmasın ki son 2 sezonun şampiyonu Galatasaray bir önceki sezon içten içe bir düşme korkusuyla ligi 13. sırada bitirdi. Büyük takımların sarsıntıları da büyük toparlanması da zor olur. Hele tüm vasat , şikeci ve biatyen kafaların hedefindeki bir takım için bu süreç çok daha zorlu geçmeye adaydır ve bu dönemlerde Wakame gibi oyuncular hayat kurtarır!
Yazıya müzik:
Neşet Ertaş Kendim ettim kendim buldum
Yorum bırakın