Bir Trabzonspor Hikayesi..Ve Terry’nin Gözyaşları…

21 Mayıs 2008 Çarşamba Üniversite Yıllarım. İstanbul Hasanpaşa’da, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan sahipsiz bir ahşap evde yaşayan, yaşamaya çalışan bazen 3 bazen 4 arkadaşız. Şu sıralar Yeni Şafak Gazetesi”nde Yazı İşleri Müdürü  olan Sedat Bakıcı, meslek hayatına İngiltere’de devam eden ve bir Türk kökenli milletvekiliyle evli olan Mustafa Çetinkaya ve ben evin demirbaşlarıyız. Bir…

Written by

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Üniversite Yıllarım. İstanbul Hasanpaşa’da, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan sahipsiz bir ahşap evde yaşayan, yaşamaya çalışan bazen 3 bazen 4 arkadaşız. Şu sıralar Yeni Şafak Gazetesi”nde Yazı İşleri Müdürü  olan Sedat Bakıcı, meslek hayatına İngiltere’de devam eden ve bir Türk kökenli milletvekiliyle evli olan Mustafa Çetinkaya ve ben evin demirbaşlarıyız. Bir odamız, bir salonumuz derme çatma bir mutfağımız ve dersiz toosuz bir tuvalet-banyomuz var. Evin tüm yükünü Mustafa çekiyor. Ben sabah ilk ışıkla evi terk eden bir sokak gezginiyim, Sedat akşam 19’da uykuya dalıp ertesi akşam 21 de uyandığında ‘ ulan daha iki saat uyumuşum’  pişmanlığında yeniden yatağa gömülen ve horuldayarak uyumaya devam eden, edebilen uyku manyağı.. Mustafa’ya kalan ise, bu iki Karadenizli arkadaşına bir anlamda dadılık etmek. Kayserili kardeşim Mustafa’ya ne kadar teşekkür etsek, yetersiz kalır, bugünden bakınca..

Okulumuz bir vapur uzaklığında.. Hasanpaşa’dan yürüyerek Kadıköy iskelesine iniyor ve oradan vapurla Eminönü’ne, oradan da Mahmutpaşa cenahından okula çıkıyoruz. Okul hayatımız çok renkli, az çok siyasete bulaşmışlığımız var, öğrenci derneği çalışmaları, fraksiyonlar arası fikir çatışmaları, faşistlerle! zaman zaman taşlı sopalı kavgalar, ufak tefek korsanlar ve şaire…Bu ufak tefek tanımının sınırlarını zorlayan eylemler de oldu elbet, okul işgali ve DGM mahkemelerine kadar sürüklendiğimiz de..Bu fasıl uzun, anlatmak istediğimiz bu değil, bir ara bunu da yazarız belki..

Hasanpaşa’daki bu vakıf malı ahşap evimizin iki odasından biri benimdi. Sedat ve Mustafa salonda yatar, tv orada çünkü, ben yalnızlığı seçerdim. Yalnızlık derken hüzünlü bir yalnızlık değildi benimki. Zira baş ucumda Pink Floyd’un bana göre en başarılı albüm kapak tasarımı olan, ayaküstü sohbet ederken üzerlerindeki elbiseleri alev almış iki adam figürlü dev afişi vardı. Hollanda’da yaşayan dünyanın en güzel ablası Pembe ablamın armağanı olan volkmenimde de kulaklık marifetiyle aklıma ruhuma işleyen Wish You Vere Here, ki saplantı derecesinde kapılmışım..Hele Shine on you crazy diamond kulaklarıma dolmaya başlayınca bir tür transa geçerdim ki, halen bu halim devam eder. Pink Floyd”un tam karşı duvarında da Costa Gavras”ın Z filminin afişinden bana her bakışımda göz kırpan bir Yves Montand sıcaklığı.. Gördünüz mü, kim yalnızmış! Pöh..

Ömür defterimizin sayfalarını işte yukarda anlatmaya çalıştığımız şekilde yaşanmışlıklar bölümüne devrettiğimiz günler. Bir yanım devrimci ama her yanım Trabzonspor. Devrimci olup da Trabzonspor”dan başka takım tutan arkadaşlarımla çoğun sertleşen bir üslupla tartışıyor ve gerekçelerini asla kabul etmiyorum. Bugün de etmem, forma aşkı renk aşkı tiradı; iktidarı desteklemek için, hele devrimci olduğunu iddia eden biri için, asla kabul edilesi değildir. Bir devrimci, İktidarın temsilcilerine gönül veremez, verirse devrimci olmazdı benim gözümde. Hem devrimci olup hem de üç hacimliden birine gönül vermek o gün de bugün de yaman bir çelişkidir, hasılı..Ben demiyrum kitap yazay!!!..

Uzattık;

Bir eylem ya da ihbar sonrası yakayı ele vermişiz. Gayrettepe zindanındayız birkaç arkadaş..Herkes ne yapacaklar bize” telaşında, öldürecek halleri yok diyoruz, abartmayalım arkadaşlar bu da geçer diyenlerdenim, bizi aldıklarını çok kişi gördü sadece gözümüzü korkutmak istiyorlar,  rahat olun..

Arkadaşlardan biri ailesine haber verme telaşında, diğeri tam tersi inşallah duymazlar diyor, ben susuyorum, ama donuklaşmış bir ifadem var, sakallarımı yoluyormuşum  farkında olmadan.

‘Ne o Selo’ dedi arkadaşlardan biri  ‘Karadeniz’de gemilerin mi battı oğlum, bize rahat olun diyorsun kendin durgunlaştın, nedir?’

Yok bir şey dedim dışımdan, birazdan öğrenirsinizi, içimden..

Kısa bir süre sonra bize su ve şeker getiren şivesinden Karadenizli olduğu açıkça belli olan sivil polisin kulağına bir şey söyledim,  tamam hallederiz dedi. Ne zaman geri gelirsin dedim,  çok sürmez dedi.

Arkadaşlar, suratlarında binbir surat,  ne oluyor Selo sattın mı bizi oğlum şakalamaları, elbet içinde kuşku payı da var, Kebap mı ısmarladın yoksa, tabi burada da buldun Trabzonlu bir polis hemen ayrıcalık, sendeki bu konformist sapma sorgulanmaya muhtaç Selo dedi diğeri, Maocu Teko. Az sabredin, öğrenirsiniz ne olduğunu dedim, çene sakallarımı tek tek yolarken..

Neyse, çok sürmedi bizim Karadenizli sivilin dönüşü, yüzünde bir tebessüm..Uzandığım yerden fırladım..

Ne olmuş? Gözlerim faltaşı irisi..Diğer arkadaşlarım da parmaklıklara yapıştı, hepimizin gözü sivil polisin dudaklarına kilitlenmiş..

3-2 dedi..

eee dedim, çatlatacak beni..

3-2 Trabzon kazanmış dedi, Hami 2 tane atmış!

Nasıl bağırdıysam artık, diğer sivil polisler de koştular, sonra iş anlaşıldı polisler çekip gittiler. Arkadaşlarım şaşkın, ikisi de Fenerbahçeliydi. Ama onların Fenerbahçe”si dışarıda kalmıştı, akıllarında bile yoktu içerde, benim Trabzon’um ise her yerde, her yerimde..Trabzon’dan tanıdığım, Trabzon Yıldızlar Ligin de Hami Mandıralı bir bilse benim için neler ifade ettiğini..

Benim Trabzonsporluluğumu sorgulamaya cesaret eden, kendi kişisel beklentilerine karşı beni bir tehlike olarak gören tüm besleme, kiralık kalem, internet sitesi, mevki makam ve “köşe” sahibi hesap adamlarına duyurulur..

Memleket ve Trabzonspor sevgim, çakal ve sırtlan ulumalarına papuç bırakası değildir, hasılı budur..
(Adım Hıdır olsa son cümle daha afili olurdu. Ulan aslında bir Hıdır da vardı bizim grupta ama o şimdi New York’ta yepisyeni bir hayata “atladı”)

 

Yorum bırakın