Şenol Güneş’e mektup(Eşref hocaya selam)

“Şenol Hocama mektup”

Hocam ben bu yazıyı yazarken siz binlerce kilometre uzakta kimbilir nasıl bir sabaha “merhaba” demek üzere olacaksınız. Belki pencereden Seul kentini seyrediyor, çok sevdiğiniz ülkeniz ve şehrinizle buluşuyordur hayalleriniz, belki çocuklarınızı ve ailenizi düşünüyorsunuzdur, belki sadece yaşıyor olmanın saf tadını yudumluyorsunuzdur, belki de …

Mutluluğu başarıya muhtaç etmiş bir kültüre mahkum edildiğimizden, bu yazıyı kaleme almak için görece “iyi” günlerinizi değil de yine görece “kötü” günlerinizi, saha sonuçlarınızın çok da iyi olmadığı bir zamanı seçtim.

İletişim teknolojisi sayesinde elbet siz de ülkenizdeki ve dünyadaki gelişmeleri, hasılı gündemi izliyorsunuzdur.

Belki gözünüzden kaçan bazı fotoğrafları, hiç rötuşlamadan sizinle paylaşmak istiyorum

Trabzonspor bildiğiniz gibi hocam. Siz bırakıp gittikten sonra hiçbir oyunun hükmeden tarafı olamadı ve her oyunun mahkumu oldu Trabzon. İçinizden acı acı gülüyorsunuz biliyorum, ama gerçek maalesef budur. Değil süper lig, ikinci lig takımlarıyla oynadığı kupa mücadelelerinde bile rakibe “mahkum” edilen Trabzonspor, Pirüs zaferleriyle avunmaya hazır yönetim ve taraftar gruplarının elinde günden güne eriyor sevgili hocam. Sizin döneminizde takım galip oynarken bile sizi ıslıklayan ve istifaya davet eden “besleme güruhları”nın sessizliğine alıştık, asıl korkutucu olan şehirdeki “kanıksamışlık fotoğrafıdır”

Biz çocukluğumuzun Trabzon’unda sizleri tanrısal bir saygı ve sevgiyle izlerdik hocam. Trabzon sokaklarında sizlere rastladığımız zaman göz göze gelmeye bile korkar ve önümüzü iliklerdik. Çocuk sezgilerimizle bilirdik ki; sizler bu şehrin , “ötekilerin” ve bizlerin kimliği ve onuruydunuz.

Bu şehrin mayasında entrikalar var hocam. Fransız İhtilali’nin en önemli portresi olan Robespierre , çok yakın dostu Danton’u idam sehpasına gönderen kararı imzalarken “devrim kendi evlatlarını yiyor” demiştir, bilirsiniz. Bu “hesap adamı” en yakın dava arkadaşını giyotine yollayışını kendince rasyonalize ederek günü kurtarmış ama sırası geldiğinde kendi kellesinin de giyotine gitmesine engel olamamıştır, bilirsiniz..

Futbol literatürüne “ihtilal” kavramıyla birlikte adım atan Trabzon kendi evlatlarını yiyor hocam. Maalesef her ağaç kendi kurdunu gövdesinde taşıyor ve Trabzon efsanesi günden güne erirken siz binlerce kilometre ötede, muhtemeldir ki ötelenmiş bir hayatı “yaşıyorsunuz”

Siz yokken Milli takımımız çok önemli iki maç oynadı hocam, biliyorsunuz. Yunanistan’a aynı skorla yenilecek bir performansı, şansımızın ve Nikopolidis’in büyük yardımlaıyla 4-1 lik galibiyete dönüştürdük. İki gün sonra da yanımızdaydı şans tanrımız. Bu kez adı değişikti ve mucizevi bir beraberlik daha alarak işi epey kolayladık.
Takımın başında siz yoktunuz hocam, İmparator Fatih Terim vardı . Bilseniz ne güzel takım elbiseleri vardı Fatih hocanın, ve ne afili saçları..Bu yüzden kimseler kalkıp eleştiremedi Terim’i. Gülüyorsunuz biliyorum.

Nazım Hikmet 1935 de Kemal Ahmet adıyla bir şiir yayınlar hocam. Birkaç dizesini paylaşmak istiyorum sizinle; adı geçen kişi, bir gazeteciydi ve yoksulluk içinde 30 yaşında ölmüştü.

Kafası
yüzde yüz uygun muydu kafama
bilmiyorum, ama
o benim soyumdandı.

Tutunmak istedi, kaçtılar;
çalıştı, kırbaçladılar;
susadı, kendi kanını içti o!
Parça parça insan kafası satılan,
kaldırımlarında aç yatılan
bir caddeden
mukaddes bir ıstırap şarkısı gibi gelip
geçti o!..

Ne Dramatize ne de idealize etmektir amacım hocam. Orhan Selim’in tam 72 yıl önce resmettiği “kokuşmuş” Bab-ı Ali fotoğrafı fotoğrafı bugün de mekan değişimi ve yeni teknikler dışında aynen süregitmektedir.

Şunu bilmelisiniz ; duruşunuz, söylemlerinizle ve asla biat etmeyen karakterinizle hakim medya için bir ızdırap şarkısı olsanız da; gelip geçen bir şarkı olmanıza asla razı olmayacak milyonlarca insan yaşıyor bu ülkede. Ve sanmayınız ki bu milyonlarca yürek sadece bordo mavice yüreklerdir. Bu ülkede öyle bir damar var ki hocam, sanal adamlarla gerçek adamları kolayca ayırıp herkesi layık olduğunca resmediyor .

Hocam, o uzak ellerde saçınızla urbanızla değil de sadece yaptığınız işle gündeme gelirseniz bize haber edin ki “hasetinden prangalar eskiten” meslektaşlarımızı uyaralım. Kendi çukurlarına kurulup saçınızdan girer ayakkabınızdan çıkarlar, ezilmeyi göze alabilirlerse elbet.. Böcek Çin’de de olsa eziniz hocam!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: