Derbi mi? Himm…

Derbi mi? Himm…
İşte gördük hep beraber;

Marka değeri, futbol endüstrisi, dünyanın bilmem kaçıncı derbisi gibi yerel şişirmelerle yere göğe koyamadığımız bir “derby”miz daha, futbol kalitesi olarak vasatı bile yakalayamadan geldi geçti. Medyamız tüm kollarıyla hepimizi bu maça hazırladı oysa, futbolseverlerimiz bir kez daha hem statta hem televizyonlarının başında heyecan ve “özlem” içinde maçın başlama düdüğüne kilitledi kendini. Sonucu hepimiz biliyoruz; ölçülmesi her maç sonrası biraz daha zorlaşan bir “sıfır”

Dünkü Şükrü Saraçoğlu tarlamsı çimlerinden Guti’yi çekip alırsanız, geriye kalan 21 futbolcu 3-4 hakem ve teknik kadrolarun tamamı , tribünleri dolduran 40 bin futbolsevere yönelik bir dayanıklılık ve alıklık testinin figürlerine dönüşürdü.

Sahadaki siyah – beyazlı takımda çakma Türk Mehmet Aureillo oynarken Necip gibi bir genç yeteneğin dışarda kalması; çocuklarının annesi ameliyat edildiği dakikalarda sahada mücadele veren ve bu mücadelesi kerameti kendinden menkul çapsız eleştirmenlerce “performansa dayalı” bir acımasızlıkla iğdiş edilen Alex’in dramı; baba ve Merkez Hakem Kurulu desteği ve “hoş” medya ilişkileriyle şişirilmiş bir hakemlik portresinin itilip kakılmasına teslimiyet zavallılaşması; ev sahibi takımın teknik liderinin geleceğe dair umut veren saha kenarı portresini ve misafir takımın Alman hocasının herkese örnek sportmen kişliği; işte yere göğe koyamadığımız en büyük derbilerimizden birinden geriye kalanlar bunlar. Evet bu bir futbol maçıydı biliyorum, ama yazık ki futbolun kendine dair yazacak birşeyimiz olmadı, olamadı. Guti’yi ayrı koyuyorsak, sanata olan saygımızdan.

Bir çift laf da fotbolsever algısı üzerine edelim.

Sahada mücadele eden takımlarımızın düzeyi bu olunca, tribünlerde ya da ekranların başında “taraftar” ya da “futbolsever” başlıkları altında toplaşan kitlelerin düzeyi de farklı olmuyor, olamıyor, olamaz…

Siyah beyaz renkli takımın sarı – lacivertlileri bunalttığı dakikalarda ev sahibinin kalecisi Volkan, ayağına daha önceki bir pozisyondan dolayı yapılan bandajı göstererek kendini yere bıraktı. O anda maçı birlikte izlediğim kitlenin büyük bir kısmı, Fenerbahçeliler dahil, “hehehe, bunaldı ya numara yapıyor zepevenk” düzeyinde bir kirli gülüşün özneleirne dönüştü. O an anladım ki, Türk futbolseverleri başlığı altında topladığımız “kalabalığın”, Önder Somer’e benzeme hızı kıskanılası! Bir insanı bunca hızla mahkum etmek, mahkum edilenin değil toplumun sorunudur. Kaldı ki, kaleci Volkan “numara” da yapıyor olabilir, ama bu ihtimal bir kitleyi bu kadar “ucuz”latmamalı. Kaç kişi anladı beni bilmiyorum, ama kirleniyoruz.

Bir iddia ile bitirelim. Bu ligin en güçlü gol kralı adayları Niang ve Teofilo’dur.

(Şenol Güneş Fenerbahçe’nin başına mı geliyor başlığını ilk kim yazacak, elimde lale)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: