Türk Hakemliğinin “Kimlik” Sorunu

Nihat Genç’ten bir “Ofli Hoca” fıkrasıyla başlayalım, giriş neşeli olsun.

Ofli Hoca teravih vaazında , usul olduğu üzere kadınlar cemaati de kendilerine ayrılmış bölümde hocayı dinliyor. Oflu Hoca vaazına konu olan “İslam’da Cinsel Hayat”a dair cemaati bilgilendirirken, kadınlar kısmında “he he he” tarzı gülüşme sesleri duyar ve karizmasının zedelendiği düşüncesiyle kızgınlıkla söylenir; “hi hi hi da .ikumun başi, ben mi diyrum kitap yazay!”

Yazımıza başlık olan cümle de benim ukalaca bir tespitim değil, istatistiki ve sosyolojik bir veridir!

İstatistiki bir veridir çünkü;

Avrupa ve Dünya’daki zirve organizasyonlarda Türk hakemliğinin esamesi okunmamakta, yani Türk hakemliğine güvenilmemektedir. Oysa istatistiki olarak Avrupa’da ilk 5’i Dünya’da ise ilk 20’yi zorlayan bir futbola sahibiz. E, nerede Türk hakemliği?

Sosyolojik bir veridir çünkü;

Türkiye’de “kurumsal” anlamda Türk Hakemliğine güvenen tek bir marka yoktur! Her hakem, kendi markanıza yönelik etkisi kadar iyi veya kötüdür!

Açalım şimdi;

Dünya Futboluna yön verenler ve futbolun endüstrileştikçe etkisinin artacağına inanan beyinler; paraya dönüşebilecek her figürü sağmal inek gibi sütünün son damlasına kadar sömürmeye ve “pastayı” büyürmek için olmadık yollar denemeye devam ediyor. Büyük organizasyonlara hatırı sayılır bir tüketim gücü olan Türkiye’den de olabildiğince fazla yarar sağlamayak için kılı kırk yaran çalışmalar yürütlüyor. Ve emin olunuz ki, işte tam da bu noktada Türk Hakemliğini işin içine katmak için “hakemlik değer çıtasını” aşağı çekmeyi bile göze alıyorlar.

Türkiye’de hakemlik yapan kişilerin, bireysel olarak yabanıc meslektaşlarından aşağı kalır yanı olmadıklarını, hatta kültürel ve coğrafi koşullar nedeniyle birçok üstün yanları olabileceğini yıllardır söyledim, yazdım, çizdim. Ancak bu “fazlalıkların” , hakemlik mesleğine pozitif katkı olarak dönebilmesi için olmazsa olmaz ön şartın “duruş” olduğunu ve Türk Hakemliğinin “güce tapma” virüsünden kurtulması gerektiğini de, ekledim durdum.

Bu futbol ve yaşam ikliminden “duruş” sahibi hakemlerin çıkmasının çok zor olduğunu elbette biliyorum. İstanbul odaklı bir ülkede “İstanbul’a rağmen” kurulacak adalet terazilerinin adalet dağıtmakta zorlanacağını; dik durmaya çalışan kimi isimlerin terazilerinin tarumar edileceğini, edildiğini, çok kez gördük, yaşadık. Yeteneğine güvendiğimiz Türk Hakemliğinin yeteneğiyle at başı giden ortak zekası, adı konmamış bir genel tavrı, “oligarşinin silah arkadaşlığına” o kadar kolay dönüştürmektedir ki, bu içsel ihanet sınır kapılarına kadar yayılmakta, oradan yenen aşağılayıcı tokatların bir anlamı olmamaktadır. Ne demişti Cem Karaca belki de Türk Hakemliğini de bilmeden tarif ederken; “Megastar, Ultrastar, Edirne’den öte kim star”

Sakın bana Cüneyt Çakır demesin kimse; oyuncular tarafından itilip kakılmasına sesini çıkarmayan bir insandan hiçbir şey olmaz, değil hakem…

“Bekçi Murtaza” ve Deniz Çoban Diye Biri…

Süper ligimizin hakemlerinden biri, Konya bölgesinden. Vücut diline bakıldığında tavuk-yumurta-horoz üçlemesinin, Horoz tarafı gibi duruyor. Hakemliğini futbol kültürüyle beslenmiş bir hakemlik yorumundan çok, kitabına göre yürütüyor, bir tür Bekçi Murtaza, Orhan Kemai üstad bizi affetsin.

Gaziantep- Bursa maçını bir eğlenceden trajediye dönüştürmeyi sadece 2 dakika içinde başararak bu alanda bir rekora imza attı. Zira ne saha içinde ne de tribünlerde en küçük bir tatsızlık yoktu. Futboılcula faul yaptıkları rakipleirni saçlarını okşayarak kaldırıyor, tribünler birbirleirne iltifatlar yağdırıyordu. Ama sahada bir Deniz Çoban olduğunu herkes unutmuştu.

Bir korner kararı verildi, Antepli bir oyuncu tribünleri tahrik etmeye yönelik “benden çıkmadııı” sallayışları yaptı, tahrik olan birkaç kişi sayıyla üç, rakamla 3 yarım litrelik su peti bir de çoğu içilmiş litrelik bir cola petini sahaya attı. Bilindiği gibi böylesi bir şey Dünya’da ilk defa oluyordu, hele İstanbul’da böyle şeyler hiç olmazdı. İlk duygusunun yarattığı şaşkınlığı üzerinden ilk atan Çoban olmuş ve hemen olaya müdahil olarak koynuna doldurduğu şişeleri “gaptığı” gibi koşa koşa saha “gomserine” yetiştirmişti. İşte futbolun marka değeri böylece artırılıp sıra köşe vuruşuna geldiğinde, trajedinin ikinci perdesi sahneye konmuştu.

Bursa takımının köşe vuruşundan gelen top, Çoban’ın “kabak” gibi göreceği şekilde önünde aleni bir faul sonrası gole dönüşünce, herkes hakemin faul kararı vermesini beklerken, Çoban tam tarsini yaparak orta noktayı gösterdi. Yerlisinden yabancısına herkesin “kesinlikle faul” dediği bir pozisyonda orta noktayı gösteren hakemlik figürü, Türk futbolunun ve belki daha acısı, Türk insanının trajik boyutunun da fotoğrafıdır.

Bu noktadan sonra tribünden atılan bir çakmakla başı hafifçe kanayan hakem, sonra hakem triosunun elleriyle kapamayı beceremedikleri ağızlarıyla dialog komedileri, sonra içeri gidip maçı tatil etmeleri filan, hepsi ayrıntı. Türk futbolunun sorunu, ruhuna efendilik edebilecek karakterleri yetiştirememesidir.

Fıkrayla başladık fıkrayla bitirelim. Volkan Konak’tan duydum, aktarayım.

Maçkalı bir amcamız bir işi için Trabzon’a inmiş, işlerini biraz erken bitirince limanda (Çömlekçi) denize girerek biraz serinleyeyim demiş. Eski tarih olduğu için etraf tenha, bizi mamcamız da bu tenhalığa güvenerek ne var ne yok çıkarıp denize öyle atlamış. Bunu gören Çömlekçi hergeleleri de (bizim mahalle) bu amcanın sahilde bıraktığı elbiseleri alarak kaçarlar. Zavallı amca denizden çıkıp elbiselerinin çalındığını görünce ne yapacağını şaşırmış halde, elleriyle malum yeri kapatarak dolmuş durağına yaklaşmaya çalışır. Bunu gören Temel’lerden biri ne olduğunu sorunca, amcamız da durumu anlatır.
Temel’in cevabı: “La oni ne kapatursun, oni kimse tanımaz, yüzünü kapat yüzünü”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: