ANADOLU ZİRVESİ VE DENİZLİ NİN ZOR GÜNLERİ

FİNİŞ VE FİYASKO

Galatasaray son haftalardaki formda görüntüsünden uzak çıktı sahaya. Rakibin Beşiktaş olmasının getirdiği çekince ya da mental yorgunluk mu bilmiyorum ama Galatasaray kendi gerçeğinden uzaktı.

Ama böylesi bir mücadele için tolere edilebilir eksiklikti bu, ve nihayetinde oyuna da golle başladı sarı kırmızılılar.Tello -Delgado usta işi paslaşması ve golüyle gelen şoku, Arda becerisi Holosko acemiliğiyle kolay atlatıp ilk yarıyı da önde tamamladılar.

İkinci yarıda çok daha güzel bir mücadele bekliyorduk, zira iki takım da bunun işaretleirni verdi. Ama işte bu isteğin gerçekleşebilmesinin ön koşullarından biri, oyunda iyi de bir hakemin olma gereğidir.

ÇAKIR FUTBOLU BİLMİYOR
.

Vasat hakem bir babanın, kendisinden daha yetenekli hakem oğlu olduğu kuşkusuz. Gençliğinde futbol da oynamış üstelik. Ama bunlara rağmen, bir dakikada iki sert faule maruz kalan Delgado’nun psikolojisini anlamak yerine, kitapta yazılı olanı uyguladı. Kaldı ki, Delgado’nun kart istemediğini düşünüyorum. Vücut dilinden biraz anlayan herkes, Arjantinli’nin, “benim biirnci hareketime hemen sarı kartı verdin, buna neden vermiyorsun” dediğini anlayabilirdi, Cüneyt Çakır anlayamadı ve derbiyi orada bitirdi. Çifte satandart örenği uygulamalrı da ziyadesiyle çoktu. Mesela Delgado’ya ilk sarı kartı gösterdiği pozisyonun aynısını, Gökhan Zan Ayhan’a yaptı, ama belli ki Çakır’ın “kitabi” uygulamalarının da sınırı var. İyi hakem martavallarını külahıma anlatın, ama onun kapasitsi de bir yere kadar..

Arda, çok başarılı bir oyun çıkardı, keza Lincoln ve Baroş da..Oyunda hiç görünmemesine rağmen, sahalarımızın en efendi oyuncularından biri olduğunu düşündüğüm Nonda yı da çok başarılı buldum.

Mustafa Denizli Beşiktaş’ı namağlum olarak devralırken, şampiyon olmak için transfere ihtiyaç duymadığını, bu kadronun yeterli olacağını söylemişti. İlk yarı bitti, tam 5 takım Kartal’ın üstünde. Kasdedilen şampiyonluk süper lig ise, durum o kadar kolay görünmüyor. Şapkanın öne konup epey dertli ve sorunlu bir sohbetin yapılma zamanı gelmiş de geçiyor.

ANADOLU ZİRVESİ

Değirmendere’de oturduğumuz yıllar..

“Şehir Stadı”ndaki maçlara bir şekilde sızıverirdik de, deplasmanlara gitmek, yaşımızı boyumuzu aşan bir rüyaydı. Efendi’nin Haci Seyfi sayesinde bu tadı da birkaç kez çocuk dünyamızın en değerli köşsine oturttuk gerçi, ama hep bir eksiklik duygusu kaldı içimizde.

İşte gidemediğimiz deplasmanlardan biriydi Eskişehir ve kendimizi radyoya esir edip ana spikerden “mikrofonlarımız Eskişehir’de” cümlesini duyunca, içimize korkuya sevinç aynı derecede yer ederdi. Çok saygı duyardık Eskişehir’e ve çok da çekinirdik. Bendeki bu çekincenin en önemli nedeni, sanırım, babamın Eskişehir takımı hakkında hep “iyi” şeyler söylemesiydi. Doğrusu, izleyen yıllarda babamı haksız çıkaracak hiç bir fotoğrafın içinde görmedim Eskişehir’i ve bundan da Türk Futbolu açısından ziyadesiyle mutluyum.

İşte böyle saygıdeğer bir rakiple yıllar süren bir ayrılık sonucu yeniden oynama onuruna kavuştu Trabzonspor. Hafta içinin “kukla federasyon ve tetikçi hakemleri” tartışmaları altındaki bir maça verilebilecek en düzgün isimdi Fırat Aydınus ve tansiyonu elinde tutmayı da başar
sa da, hafta içi tartışmaların gölgesinden kurtulamadı. Verdiği tartışmalı penaltı kararını, Eskişehirli Serdar’ın artistik düşüşlerine gösterdiği goşgörü ile dengeledi. Bu arada, penaltının kaçmasına üzülen Trabzonsporlu var mıydı merak ediyorum.

“Sağlam” Trabzon defansı, tek Eskişehir atağını kabul buyurarak, daha çok eksiği olduğunu bir kez daha gösterdi. Tandem ikiliden ziyade, Ersun Yanal’ın bir türlü vazgeçemediği Serkan Balcı’nın pozisyon hatası olarak yorumlanabilecek bu hatalar zinciriyle gelen gol, aslında bu yılın klasiklerinden birinin daha sahneye konacağının işaretiydi aslında. Önce tartışmalı penaltı geldi, sonra Gökhan Ünal kalitesine yaraşır bir gol. Kora kor mücadeleyi kısır kılan en büyük yanlış, Ersun Yanal’ın Selçuk’a yer açmak için Colman’ı çizgiye mahkum etmesiydi. Geronimo Colman, belli ki “yabancı” lığının bedelini ödüyor ve maalesef her koşulda arkasında duran bir “ağabeyi” de yok. Lakin kaybeden Colman değil, Trabzon oluyor.

Eskişehirspor’un 10 numaralı oyuncusu Serdar Özbayraktar, geçen yıldan beri izleyip beğendiğim bir oyuncu. Oyunculuk kalitesi her geçen maç biraz daha artan Hopa doğumlu bu oyuncu, İnönü Stadı’nda sahalarımızın en efenedi oyuncusu Rüştü’ye kasti tekme atarak kafamızda ilk soru işaretlerini yaratmıştı. Avni Aker’deki artistik ve tahrik edici Arif Erdem ve Selçuk Yulavari düşüşleriyle de kuşkumuzu kanıya dönüştürdü. Serdar Özbayraktar, kalite – ahlak dengesini tutturmak zorunda, tabi büyük bir camiada oynamak istiyorsa. Etikten yoksun bu footğrafıyla fena halde antipatik olduğunu ve oyunculuk yeteneklerine ihanet ettiğini birileri kendisine söylemeli.

Kişisel olarak çok beğendiğim futbolcu karakterlerinden biri olan Eskişehirsporlu Tayfun’un, “ilk sarı kartı ne zaman gördüm ben” konulu teatral gösterisine inanan kaç kişi var bilmiyorum, ama ben buna rağmen Tayfun’a olan sempatimden birşey kaybetmedim. Evet futbolcuların biraz hergele tarafları olmalı ve işte Tayfun’un ki de ölçülü bir yaramaz çocuk tavrıydı.tabi bana göre..

Gökhan Ünal ilk yarının son maçında da olsa, aslında “farklı bir kumaş” olduğunu belgeledi. Yattara hala yerinde sayıyor, Barış Memiş hala olması gereken mental yapının çok uzağında, Selçuk hala kendi kalitesine Kaf dağı hasreti içinde..Ve bu tablo içinde Trabzon takımı 34 puanla ilk yarıyı zirvede tamamladı. Geniş değerlendirmeyi sonraya saklayalım.

Eskişehirspor; Serdar Özbayraktar dışında, hala bildiğimiz, saygı duyulası rakip olarak iz bıraktı Trabzon’da. Bu ligin düşme korkusu yaşamayacak takımlaırndan biri olmak, kırmızı şimşeklere yetiyorsa, bizim de sözümüz olmaz..Yetmemeli..

Bu arada, Trabzon’un transferdeki sürpriz ismini yarın Habertürk ve blogcu sayfamızda bulabileceğinizi de ekleyelim. Olur, olmaz bilemeyiz, ama ciddi adımlar atıldığını biliyorum.

Toroğlu ve Büyüka

Futbolumuzun “fiili tahkim kurulu”nu oluşturan bu ikili, işlerine geldiği gibi ve nabza göre şerbet kıvamında eleştirilerini, Trabzon-Eskişehir maçı sonrası zirveye taşıdı. Maçı 90 dakika canlı olarak izlemeyen milyonlarca sporsever için, referans olabilecek bu açıklamalar, maalesef tamamen taraflı, şartlı ve maksatlıydı. Cale’nin bize göre de görmesi gereken sarı kartı öncesi, maruz kaldığı faulu “olmamış” kabul eden ikilinin iki yüzlülüğü de, bu yorumlarıya polis baskınına uğramış evli ve çapkın erkek çıplaklığıyla görüldü. Nerenizi kapasanız, boş artık! Cale’nin pozisyonunu yorumlarken, yarım saniye önce kendisine yapılan faulden bahsetmemek, tamamen maksatlı ve bir yerlere şirin görünme kaygısından beslenmiyorsa nedir? Tayfun’u savunurken “az önceki pozisyona haklı olarak isyan ediyordu” derken, Çale’ye yapılanı görmemek başka nasıl izah edilebilir? Tayfun’un ilk sarı kartı “bilmediğine” , aynaya bakarak da inandığınızı söyleyebilir misiniz mesela?

Trabzon takımını oluşturan oyuncular, terlerini akıtıp hakederek bir galibiyet alır, bu gerçeği rakip takım hocası ve oyuncuları da kabul ederken, bu galibiyete gölge düşürmek hiç bir iyi niyete sığmaz.

İşte, bu tür yorumlar yaparak futbolu bilmeyen ya da taraflı kesimleri kandırıp, mutlu edebilirsiniz belki ama, Trabzonsporluları kandıramıyor ve hemen kendinizi ele veriyorsunuz.Özellikle her konuda ahkam kesen Toroğlu, nasıl olur da oyunu çirkinleştirmek için olmadık “taklalar” atan Serdar için bir çift laf etmez? Etmez çünkü “adalet” gibi bir dertleri yok, dertleri saltanat kayıklarının su almadan yüzmeye devam etmesidir.

Tüm Türkiye’yi kandırabilirsiniz, ama Trabzonsporluları değil! Trabzon ve Trabzonsporlular, sizin gibilere yüz yıldır inanmadı, inanmayacak.. Gerçek yüzünüz o kadar açıkta ki, görülmemesi komik olur. İyisi mi, bırakın tarafsızlık komedisini de gülme işini acıyla karıştırmayalım. Büyük usta Nazım Hikmet’in bir dizesi düştü aklıma bu figürleri görünce. Sivil polisleri tasvir eder büyük şair ve şöyle der: O KADAR BELLİ OLMAMAK İSTİYORLARDI Kİ DERHAL BELLİ OLUYORLARDI. O kadar tarafsızlar ki, bu kadar olur yani, tabi yerseniz..

Hasılı; Trabzonsporlular herşeyi görüyor, biliyor. Bu yüzden ikili oynamanıza hiç gerek yok. Bari, kendi camialarınıza dürüst olun…

Bu arada bir internet sitesinde Trabzonlularla delikanlılık yarışına girmeye hevesli, asıl dertleri mazlumların yanında olmak değil, mazlumlar üzerinden Trabzon’a “giydirmek” olduğu açıkça belli olan bir isim daha kazandı mümtaz “sipol” basınımız. Çarşı grubunun uyuşturucu çekmiş bir grubunun Trabzon’da boş bir kahveyi basışından, ve benim duymadığım bir Fenerbahçeli grubun da Uzun Sokak’ta icraatlarından referans alma bataklığına saplanarak delikanlılık dersi vermeye çalışmış. Kimi Trabzonsporlular da bu isme bir yanıt yazmamı istediler, e tabi güldüm geçtim. Trabzon ve Trabzonsporlular ne zamandan beri zurnanın son deliğiyle muhatap olmaya başladı? Cami duvarına işeyen elbet birgün çarpılır, lakin benim işim oligarşi ile, küsüratlarla değil.

Efendisi olanın düşüncesi olmaz!

SİVAS’A ALKIŞ

Evet, Sivasspor Trabzon’da Selçuk Dereli desteğiyle ayakta kaldı, herkes gördü.

Evet Sivasspor aleyhine tek bir hakem hatası olmayan bir ilk yarı yaşandı, itirazı olan varsa buyursun. Son Gençler maçında Petkoviç’e faul yapıldığı gerekçesiyle iptal edilen golü, başka herhangi bir takıma karşı da iptal edebilir miydi hakemler mesela? Lig TV yorumcusu arkadaşlar, her pozisyonu sarraf titizliğinde incelerken, mesela bu golün neden iptal edildiğini bir kez bile sormadan neden “geçiş” yaparlar? Nasıl bir düşünsel altyapıdır bu ki, kendilerini bile kandırmaya cesaret edebiliyorlar?

Hepsine kabul diyelim;

Ama elimizi vicdanımıza koyup, yiğidin hakkını da yiğide teslim edelim.

Sonuçta Selçuk Dereli’ye Trabzon’un penaltısını verme hocam demedi Sivassporlular. Ya da Hüseyin Göçek’e Gençlerin golünü iptal et de demediler.

Çıktılar ve her maça daha ilk dakikadan ortak oldular. Hiç bir maçı bırakmadılar ve futbolun sadece İstanbul’da oynadığını zannedenlere her hafta başka bir ders verdiler.

Yiğidolar, Mehmet Yıldız’ı elinde tutup ligin ikinci yarısında da bu yarışa devam etmelidir. Yönetime düşen, İstanbul takımlarının tuzağına düşerek yıldızlarını satma yanlışına düşmemesidir.

“ANADOLU ZİRVESİ VE DENİZLİ NİN ZOR GÜNLERİ” için bir cevap

  1. Harika bir yazi!!!YOrumlarinizi büyük ilgiyle takip ediyorum. Öyle bir ülkede yasiyoruz ki, maci seyretmesek gercekten Eskisehir magdur edildi ve Trabzonpor haketmedigi 3 puani aldi, denirdi. Yine de iyi niyetlisiniz, gercekte hakettigimiz 2 penaltinin calinmadigini dillendirmemissiniz. Hani kazandigimiz penaltinin 5 dk. öncesi cezasahasi icinde topu eliyle düzelten Es Es´li oyuncu ve kaleci Ivesa´nin Gökhan´in bir dag gibi üstüne cöküsünü.

    Iyi ki varsiniz…Aslinda ´TV´de bu zavallilara karsi haklarimizi koruyacak yorumcularimiz olsa!!!

    Saygilarimla

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: