Kuzey’le birlikte şehri turluyoruz birkaç gündür. Kanlıca senin, Kandilli benim; Caddebostan Poyraz’ın, Viaport bizim; İkea’nın top havuzu kırmızı gugulalı cingözün, lunaparkın zıplangaçı malumun, bayramı bahaneleyip bir baba ile oğulun ayinine dönüştürüyoruz zamanı, anlatılası değil…
Caddebostan neden Poyraz’ın diye düşünenler olabilir, şundan; Poyraz Kuzey’in en sevdiği oyuncağını kırdığı için Kuzey araya biraz mesafe koyuyor sanırım, ve bu yüzden “iyi olmayan” her şey Poyraz’ın payına düşüyor! Caddebostan neden “iyi” değil derseniz o da şundan; caddeyi adımlarken frapan bir hanımefendinin kendinden frapan köpekçiği Kuzey’in gözleri önünde bir ayağını kaldırarak kaldırıma işedi! İnanmayacaksınız ama, köpeciği işerken ortama, sahipciği pek hazlı nazarlarla caddeyi aşağılamakla meşguldü. Ziyadesiyle “titiz” olan Kuzey için bu affedilmez bir hataydı ve o anda Caddebostan bir alt kümeye, yani Poyraz’ın kucağına düşüverdi!
Zıplangaç nedir diye soranınız olacaktır, böyle bir tanımlama var mı bilmiyoruz henüz, ama pek çoğunuzun anladığına eminim, zira Kuzey’in çocuk aklı kabul ettiyse, çoğunluk da edecektir. Hani, çocukları bacaklarından ve belinden lastikli iplere bağlayıp, yine esnek bir zeminin üzerine koyarak havalara fırlatan teşkilat var ya, ona biz zıplangaç diyoruz, Türk Dil Kurumu’na ilanen duyurulur. Hayır sonra yok duymadık, yok cezaevinden yeni çıktım memlekete gideceğim bi yardım abi türü yakınmalar duymak istemiyoruz. (Yazı bittikten sonra sağa sola, siz gugul olarak anlayın, baktım, amma çok zıplangaç tanımlaması var, aklın yolu bir diyelim kapatalım)
Oğlumla havadan sudan, denizden çiçekten konuştuk bol bol. En çok Yavuz Saltık’ın kızı Serra Alona’yı sordu, her cümlesinde yeni yeni cümle içinde kullanmaya başladığı “biraz”ı savurdu durdu, şöyle ki; “baba bu su biraz ılık ama biraz da soğuk diy mi?” O su hep sıcak oğlum, o masum yüreğin ve gözlerin gibi
ŞENOL GÜNEŞ VE BURAK YILMAZ
Burak Yılmaz konusundaki fikirlerim belli, bilen bilir. Bordo – Mavi bayrağı Burak Yılmaz’la özdeşleştiremeyişimin alt bileşenleri arasında adı geçen oyuncunun yeteneklerinin yeri yoktu. Beni rahatsız eden Burak’ın Trabzon’a gelmeyi daha önce 2 kez reddedişi ve oyun içinde rakibin emeğini, hakemlerin değerini çalma şarkiyatıydı. Burak Yılmaz’ı o forma içinde görünce kendimi ve şehrimi kirlenmiş gibi hissetmiştim ve hiçbir maçı çıplak gözle izlememe cezası vermiştim kendime, ki sürüyor, sürecek…
Ancak son birkaç maçtır takip ettiğim Burak Yılmaz fotoğrafının rakiplerini, tribünleri ve hakemleri bırakarak sadece oyuna konsantre olduğunu da kabul etmek zorundayım. Trabzon söz konusu olduğunda kişisel hesap yapmayı “ayıp” sayan bir duruşun sahibi olarak, Burak Yılmaz’ın bu “yeni” kimliğine sahip çıkmasını ve beni utandırmasını bekliyorum. Utanmaktan keyif alacağım hiç aklıma gelmemişti, bakalım, nasip kısmet…
(Bu satırlardan yıllar sonra UEFA tescilli 2011 şikesine dair dik duruşu için de Burak Yılmaz ‘a hak teslimi borcumuz var )
Yorum bırakın