İSTANBUL YEREL SİPOL MEDYASI

*İSTANBUL YEREL SİPOL MEDYASI*

Kendini Tüm ülkeye “ulusal basın” diye yutturun ve yıllardır süregelen bu avantaj ile İstanbul’un çıkarına olan her şeyi ülke çıkarı gibi sunma çakallığının master tezini yazanj İstanbul Yerel Basını, bile istiye merkezi iktidarları da etkileyerek yerel basının gelişimine engel olmuş ve Türkiye’ye özgü bir medya garabetini Ulusal Basın olarak önümüze koymuştur. Yersen!

Misal bu basına göre İstanbul’a kar yağmadan Türkiye’ye kış gelmez;

Misal bu basına göre halk plajlara hücum edince vatandaş denize giremez!

Misal bu basına göre İstanbul takımı Anadolu takımının şeftalisini yarar!

Misal bu basına göre Anadolu takımı İstanbul takımını “yenmez”, İstanbul takımı kaybeder

Misal bu basına göre bir teknik direktör bir İstanbul takımından “skip ayrılır”

Düzeysizliğin doktorasını yüzlerce kez verip onlarca profesör yetiştiren İstanbul Sipol Medyasının son ürünlerinden biri de Burak Yılmaz’la ilgiliydi.

Olay Karabük’te geçiyor, konu da Burak Yılmaz’ın yüzünde patlayan kartopu.

Görüntüyü hepimiz izledik, yani spor ahlakına uygun olmadığını düşündüğüm her hareketinden sonra Burak Yılmaz’ı eleştiren ben de izledim haliyle.

Bir İstanbul gazetesi “kapkara haykıran puntolarla” olmasa da, ufacık ve utandıran puntolarla vermiş haberi, başlık da “Sniperla mı vuruldun Burak”

Yani başlığı atan eleman diyor ki, haddini bil Burak, Trabzon gibi bir taşra takımında 22 gol atmana engel olamadık ama, gördüğün gibi en utanmaz şekilde haber yapabiliyoruz!

Yani başlığı atan eleman diyor ki, yıllar önce Otto Bariç Trabzon’da sırtına isabet eden fındık büyüklüğündeki bir taş sonrası yerlerde performans sergilerken “sniperla mı vuruldun Bariç” lafını unutmadık, biz de çocuğu böyle koyarız ey Trabzonsporlular!

Aynı eleman şunu da biliyor ama işine gelmiyordur, efendileri okşamaz yoksa başını!

O feryat figan Otto Bariç rapor almak için hastaneye götürülmek istendiğinde şiddetle karşı çıkmış ve Trabzon’da herhangi bir sağlık sorunu olmadığına dair imzalı kağıt vererek uçağa binmiş ve sahtekarlığını kendi imzasıyla belgelemiştir.

Eğri oturup doğru konuşalım, hatta hiç oturmasak da olur;

Burak Yılmaz’ın o soğuk havada kulağına gelen kartopunun nasıl acı verici olabileceğini her vicdan sahibi insan bilir, buna rağmen o gazeteye bu başlığı attıran kompleksin adını kimler koysun! Gömelim seni çöplüğe desem sığmazsın!!!

*AYKUT KOCAMAN BUYURDU Kİ…*

Rakip takımın 11 ini önceden ele geçirmek gibi bir hüneri, kişisel marifet sayfasının janjanlı bölümüne yapıştırmakta bir beis görmeyen Aykut Kocaman, şike-çete süreciyle ilgili konuşmaya devam etmiş ve “saha içi tertemizdi” mealine cümleler kurdurmuş.

Sayın Kocaman’ın yaşadığı sürecin sonunda mental bir yorgunluk yaşaması elbette ki çok doğal. Ancak kargalar arasında boğaz enfeksiyonu yaratma  potansiyelindeki tespitler biraz fazla oluyor.

Elbetteki gerek Kocaman’ın gerekse sahadaki 11 delikanlının bir pisliğe bulaşmadığını biliyoruz. Ama el insaf hocam, saha dışında neler döndüğünü bilmeden, saha içine sirayet etmediğini nasıl söyleyebilirsiniz? Rakip takımların tüm  oyuncuları ya da hocalarının ya da maçları idare eden hakemlerin hepsinin ahlakına kefil misiniz?  Pozisyon gereği oyuncunuzun “önünü açan” ya da kaleye girmekte olan toptan “elini çeken” kaleciye de kefil misiniz? Bence siz bu tip adamların hepsinden değerlisiniz ve daha dikkatli değerlendirmeler yapmalısınız.

*NEVZAT ŞAKAR ÖZELİNDE TRİBÜN ESNAFI HALLERİ Mi?*

Muhtemeldir ki, Nevzat Şakar’a yönelen namlunun arkasında endüstriyel futbolla hayatımıza giren tribün esnafı ya da kulüp beslemelerinden biri çıkacak. Ve bu noktaya gelinmesinin en büyük nedeni de yine mevcut yönetici tipi olacak

Kulüpleri büyük hedeflere odaklayıp uzun vadeli planlar yapmak yerine, günü ve günlük iktidarın yürütülmesini yeterli gören yönetici tipi, her ne olursa olsun iktidarda kalmanın yolu olarak taraftarla “iyi” geçinmeyi önceliyor. Bu taraftar tipi de yöneticilerdeki bu zafiyeti kolayca nakde çevirmeyi ve kendi iktidar alanlarını yaratmayı başarıyor. Sistem bu şekilde kurulunca ve arada Nevzat Şakar örneğindeki gibi  dik durmaya çalışan yöneticiler de çıkınca devreye kurşunlar girebiliyor. Bizimki elbette tahmin, emniyet güçleri olayı aydınlattığında sonucu hep birlikte göreceğiz.

Yapılması gereken çeşmenin başında musluğu açıp kapamaktan başka sorumluluğu olmayan yönetici tipinden, o çeşmedeki suyun içindeki bakterinin hesabının sorulabileceği yönetici tipine geçmektir. Cavcav etmenin alemi yok!

*VİRA VİRA BİR SEVGİ *

Aidiyet duyulan takım sevgisini, kişisel ikbal ya da kurumsal çıkar çukurlarına batmadan; sevgilerini nemalanma ve markanın sırtında asalak gibi yapışma olarak görmeden; Tribün esnaflığı ya da internet reklamcılığı gibi bildik yollara tenezzül etmeden, saf sevgi ve bağlılık üzerine inşa edilmiş bir taraftar grubu var; VİRA!

İkinci yıllarını kutlayan, Hür Ve Hesapsız olmanın tarif edilemez özgüveni ile markaya değer ve anlam katan bu koca yürekli çocukların, başta renktaşları olmak üzere tüm ülkeye örnek olmalarını dilerim. Hayır VİRA’lı olmak hiç zor değil, kendinizi, abilerinizi ya da grubunuzu değil sadece markayı düşünüyorsunuz, oluyor bitiyor!

*YILMAZ ÖZDİL’İN ÖNERİSİ*

İstanbul oligarşisinin snop medya anlayışına karşı dimdik duran kalemlerin başında Yılmaz Özdil gelir. Hani taraftarı olduğu Göztepe’nin ligin son maçında ligde kalışını ilan ettiği Trabzon maçında içine Trabzon sevgisi düşen Yılmaz Özdil.

Hani Trabzon’un İstanbul’un dükalar düzenini “resmen”  tarihin çöp sepetine attığı o tarihi ana tanıklık eden Güzel İzmirlilerden biri.

Hani, yıllardır İstanbul yerel sipol medyası tarafından “dünya derbisi” olarak sokuşturulmaya çalışılan derbilerimizin en fazla “sidik derbisi” olabileceğini yazan cesur ve ilkeli gazeteci Yılmaz Özdil

Hani son yıllarda ülkenin en çok okunan köşe yazarı ünvanını hep elinde tutan usta gazeteci Yılmaz Özdil.

İşte bu Yılmaz Özdil, son şike-çete sürecinde yaşanan gelişmelerden duyduğu rahatsızlığı dile getirerek, gönül verdiği Trabzonspor’un o lekeli kupayı reddetmesi gerektiğini,  o onurlu takıma da bunun yakışacağını söylemiş.

Katılırsınız katılmazsınız, şahsen ben o kupanın alınıp Trabzon’un meydanında bir cam fanus içinde “Türkiye’de Şike Müzesi” nde, iddianameyle birlikte sergilenmesini yeğlerim.  Ama bu da bir görüştür nihayet.

Sevgili Özdil’in bu yazısını gerisinden okuyup, kendi çıkar dünyalarına malzeme yapmaya çalışan kişi ve gruplara önerim,  karşıtlık üzerinden bir ün peşine düşeceklerse Yılmaz Özdil gibi kalpten Trabzonsporluları değil, Türk futbolunu ve Trabzon’u içten içe çürüten figürleri hedef alsınlar.

*TS YÖNETİMİNE ÖZKAN SÜMER SORUSU!*

*T*rabzonspor Yönetim Kurulu’na bir soru sormuştum ve hala yanıtını alamadım. Yineliyorum! Sayın Özkan Sümer , kulübünüzün “resmen” kavgalı olduğu Hürriyet Gazetesi’nde para karşılığı spor yazıları yazmaya  başlamıştır. Bu durum yönetiminizde bir rahatsızlık yaratmış mıdır?

*ERMENİ “SOYKIRIM” MESELESİ* *

Tarihi çok iyi *bilen Trabzon Lisesi tarih hocam, “Ermeni soykırımı dedikleri, sabetayların kontrolundeki İttihatTerakki cemiyetinin, Kürtlerden oluşan Hamidiye Alayları marifetiyle bir kısım Ermeni vatandaşımızın malları uğruna katlettirmesidir” der dururdu. Bakıyorum da işin bu tarafına hiç bakan yok. Ve asıl merak ettiğim İttihat Terakki-Hamidiye Alayları cinayetlerinin faturasını neden TC Hükümetleri üstlenir??

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: