Yataklı trenden metrobüse( Taraf-2012 temmuz)

Meyhanenin duvarında asılı duran Atatürk posteri sürekli sağa-sola sallanıyor ve her seferinde ters istikamete doğru yarım bir hilal çiziyordu. Bu salınışlar yemekli-içkili vagonun ve çalışanlarının rutini, benim gibi treni sık kullanan kimi müşteriler dışındaki herkes için ise adrenalin salgı makinesi gibiydi. Çok sallıyordu TCDD, iyi ki de sallıyordu hoş, hayatın suni sorunlarını sallamasını bilmeyenlere yol gösteriyordu aslında, retoriğe kaçmadan…

17’yi 18’e bağlayan gecedeyim, yoldayım, sabahı hiç hoş başlamamıştı 17’nin. İşyerindeki ofis çalışanları, ofiste çalan dahili hatlardan birini belki 50 kez çaldığı hâlde açmamış ve sigortalarım atıp trafonun ana merkezini dağıtmış, bu dağınıklık ile Şulay ve Selgin kardeşlerime, hep saklamak istediğim o “lanet” yüzümü göstermiştim.

Selgin safça teklemiş, Şulay ağlamaklı olmuş, ama neden açmıyorsunuz sorum, en azından retoriğe, muhtaç olmuştu. Mehtap “Şulay çok üzüldü” dedi sonra bir vesileyle, aradım Şulay’ı sonra başka bir vesileyle, sahi Vesile Bitecik ne yapıyordur şimdi?

Katalog ve dergi bastıracağımız kurum için, iki firmadan teklif aldık, fiyat farklarının Baykal- Erdoğan farkından fazla olmasına mı üzülmeli, Kızılay’ın sağmal inek olarak görülmesine mi bilemedim. Bu kadar faklı fiyatlar verilmesine mi daha çok üzülmeli, bu akıldışı farklılıkları normalmiş gibi gören Kızılay ihale kültürüne mi onu da bilemedim. İşin tarifi ıcığına kadar belli, sanmayın ki kalite farkı vs. var arada. Vasati 40 çöplü kibrit kutusu gibi ihale yani. Hoş; girdiği bir açık arttırmaya 50 lira ile başlayıp, daha ikinci teklifte 10 liraya inen firmaları bile kabullenen bir sistem, böyle örneklere şaşırmamalı.

Aydın Doğan Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nden “Onur ödülü” almış, keşke “Ergun Abi Doğan Grubu’nda çalışıyor olmasaydı” dedim içimden ilk duyduğumda, kalbi temiz biliyorum. Saner Ayar’a verilen ödül sonrası Aydın Doğan elbette daha anlaşılır bir isimdir ve fakat işte… Ne demişti şair, “e olmaz ki, böyle de yatılmaz ki”

Tren personeli önümdeki boş masaya oturup mavraya başladı. Hafif kelaj konduktör birine fena hâlde benziyor “temem” hatırladım, Öztürk Serengil trende işte! Kıymet bilen bir ülkede yaşıyor olsaydı dünya çapında bir yıldız olabilecek bir yeteneğin hazin öyküsünden başka nedir bize kalan! Meyhanenin masalarında yapma kır çiçekleri var, “dokunabilir misiniz gözyaşlarıma ellerinizle” , dokunamadık. “Çiçekçi bana bir gül ver” demişti şair Ahmet Erhan, “içine bütün acılarımı sığdırabileyim” Çiçek acı tutmaz, bilmez mi şair!? Yoksa bize yanlış mı öğrettiler hayatı?

Hüzün, çocukken şaşırdığımız pek çok şeye aslında şaşılmaması gerektiğini öğrenmekmiş, büyüdükçe geride kalan ömür gölgesi…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: